Metin Cengiz (1953)

 

 

Aşk Tükeniyor

 

Baharın en geniş çağına yaslanıyorum
Gölgesi büyüyor sessiz çığlıkların
Anılarım üstüme devriliyor
Sular kuruyor, kendimi bile anlıyamıyorum
Sözcüklerse kırılıyor dokunsam

 

Bu ağaç denize doğru ölü bir kuş
Bir sıkıntı imgesi çoğaltıyor boyuna
Taş çatlıyor, buz eriyor, toprak göçüyor
Gök yanıltıyor yol izlerini
Aşk tükeniyor, aşk tükeniyor, aşk tükeniyor
Aşk tükeniyor, o kanımızda açan çiçek
Aşk sahiden tükeniyor, usanıyorum
Sabotajlar yazıyorum suyun belleğine
Suyun o sonsuz belleğine

 

Yollar yıldız dolu, incilenen kum
Martıları unutmayın, sesteki sesi
Çünkü köpükten bir gülü
Yaratma isteği benimkisi

 

 

 

 

Yazgısını Yazmak… Dolaş Dağları

 

                                               gençlere

 

 

sen temizsin, günahsız, suçsuz, dolaş dağları

bu yaz günleri boynu bükük şakayık gibi

yıldırım çarpmış bir ağacı andırıyorsa

sen sular geçmiş yolcu, dolaş dağları

yazgısını yazmak senin için gün oyuncağı

 

dolaş dağları, güneş de çıkar eşref vaktinden

baygın ve gam içindeki halkların

halka halka sararmış metninden

saksafon sesidir bu gelen, saksafon sesi

 

sen temiz, günahsız, sevinci diri

sevinci yaz günleri için gölge dolu

yaz yıldırım çarpmış asırlık ağaç

sula bulutlarla şu cılız selvileri

 

(Adam Sanat,Nisan 1997)

 

 

 

 

 

 

Aşk İlahileri Xlll

 

     gelecek ne geçmiş ne ya şimdi

     yer ile gök arasında      

     gövdelerin vurduğu zincir mi birbirine

 

gecenin nabzı atıyor bedeninde

ırmakların karanlık uğultusu

hangi yola koyulsam

tenindeki rüzgâr tutkulu

bir efsane yolcusu gibi

 

uğrağım bahar açmış görgülü ovan

yazgımı orada okuyorum sanki

ve düşsel bir akıntıdayız...boşluk

zamanın çiçeklendiği cennet bahçesi

çimenler üstünde güneşin yüzü

göğüs uçlarının sabah gülüşü

 

ovalar, vadiler ve dağlar

ve yıldızlar tarlasını andıran sırtın

biri bal biri şarap akan bacağın

işte yüreğimde kopan ölüm fırtınası

hadi bırak bahar açmış su içeyim ovandan

dinleneyim serinleneyim: söze açın duası bu

 

(Islık ,Ocak-Şubat 2002)

 

 

 

Zehirinde Açan Zambak

 
                                (Sevgili eşim Münevver’e)
 

I

Anason Kokusu

 

Sarı, sessiz günlerdir
Mağrur ve soylu:
Nişanlı bir kız gibidir şimdi yaz
 
Şimdi yağmur yağsın beklenir
Çocukluk resimlerine bakılır gibi
Renklere ad verilir durgun denize bakılarak
Garip bir intihar gibi arada bir hatırlanan
Kan göğü götürür yüreklerde
Ve gülümseyerek deler geceyi
Kendi zehirinde açan zambak
 
Şimdi sarhoşuz, mızıka çalıyoruz
Dudağımızda bulanık söylence izleri:
-Hem duası hem ihaneti zamanın-
Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair
Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü
Haydi sevişelim, sevişmek biraz devrimci, biraz tutucu
Bu temmuzun ilk günleri, hain, hınzır
Denir ki insanın kendisidir yollara savrulan kar
 
-Sevgili, o ince yollarda yaz
Bir anason kokusudur beyaz
 
 

II

Varoşlarda

 
An gelir şarkılaşır su
Sisler arasından çıkıp gelen kuğu
Rüzgârlı bir ovaya dönüştüğünde
 
Adsız yönlerde bıraktığı iz
Dinle, bu esriklik sevinciyle
Sonsuzu sonsuz yapan biziz
 
Bu bizdeki renk, bizdeki titreyit
Ömür boyu sürecek en uzun gerçek
Ne demiş ilk düşünürü dünyanın
İnsan ki ardındadır kendi gölgesinin
Baharda bir üzünç ağacıdır dile gelecek
Kopmut bir defa içimizden
Tutmuş yankılanan yolunu
Issızlığa düşen imgeler gibi narlaşır
Ayrı yollarda giden dostlar gibi arkada
İz diye çan sesleri bırakır
-Sevgili, şimdi varoşlarda
Günahlardır, olgunlaşır
 
 

III

Ud Sesi

 
Dağlarda bir ud sesi derinden
İç geçirir rüzgârda nar ve kar-
Üstünden sular süzülen kadın
Göğsünde efsaneler gizler kederinden
Mor demetleri tutkulu yüreklerin
Bu ud sesi, yeni doğan bir zaman nefesi
-Belirsiz tapınağı hayatın, görünmez tapınağı-
Yumuşak ve ağır ritimlerle mavi
Göğsünde gizden şiire doğru elma tadı:
Bir lamba ki yanar sabaha kadar
Işısın diye evler sokaklar
-Sevgili, bu ud sesi
Sonsuza uzayan gölge tek tesellisi
 
 

VIII

Yazın Sesi

 

Ulu bir ağaç rüzgârı yazın sesi
Esiyor hafifçe saydam ve tunçtan
Ötede, dö minör. Korku, umutsuzluk ve acı
Tutkular kar taneleri gibi yağıyor şiire
İnsan nasıl duyarsa zor günlerde güçsüzlüğünü
Öyle duyar notalarda çınlayan yazı
-Sevgili, titrer yazla yüreklerin sırları
Seninle birlikteyiz yine seninle ayrı
 
 

XIII

Pastoral Müzik

 
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Eskil duygular karışıyor havaya
Bir meleğin hıçkırığı
Fısıldayan koruluklar, aşk masalları
Belleğin kafesini yırtıyor bu çılgın uyum
 
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Döküyor çam ağaçları düşlerini
Unutulmuş ayinler dolduruyor geceyi
Karanlığın çatallı dilinde
Yasaklanmış masallar anlatıyor masalcı
Dokunup geçiyor menekşedeki gizli anlama
 
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Dilimin ucunda dans eden notalar
Kızarıyor büyülenmiş gözleri özlemin
Sonra bir yağmur başlıyor, içe kapanış
Yelden büstler kırılıyor eriyen gizlerde
Fenerler köreliyor, çarpıyor fırtına yüreğimize
Sözcükler göklerin ilk gücü, ilk çiçeği
Secdeye varıyoruz önünde
 
-Sevgili, sıyırıyor kemikten eti
Bir intiharın aşka kalan hasreti
 
 

XXI

Son İsyan

 
Saat, gece yarısı
Karanlık ilenç gibi iniyor yere
Yazın son kalıntısı
Eski kapıların sesi gibi bahçelerde
Demek hançer yarasıyla süzülüyor güvercin
Otobüs durağından göğün uçurumuna doğru
Bir kadın silüeti çığlık çığlığa pencerede
Sızlatıyor yazı kemiksi acıyla
İşte, günler geçiyor saydam ve ağır
Yabanıl kahkahasını atıyor büyünün rüya treni
Bu belki görüntüsüdür gerçeğin belki değil
İpek telini koparan kimbilir hangi çağdır
-Sevgili, bu şiirle başlayan şölen
Yeryüzüne yağan ilk yağmur duasıdır

 

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön