Metin Kaygalak (1968)

 

 

Yüzümdeki Kuyu’dan

 

sedeften bir tabuta işlendi, bir

çocuğun gözlerine terkedilen kuyu.

dokundum safirden bir avluya tutuşan

gözlerimle, kimse görmedi. kimse görmedi

bir kuyuya düştüğünü yüzümün. o son

arzuda herkesin kollarını yılan çiçekleriyle

açtığını,unuttuğunu kendini kendinde o

son kelamda.acının sularında yıkandığını

dilinin, her şeyin yakıldığını, her şeyin ve

kalbinin. her şeyin bir nefeste varolduğunu

unuttuğum vakitler, her şeyin kör bir

rüyayla başladığını ve bittiğini her şeyin...

kimse anlamıyor,

 

ah, her şeyin kendinde bir sonbaharı avr.

 

dağları ve suları unutsam,dokunsam

şimdi zamanına çocukluğumun,

yeniden dönsem suya ya da çırılçıplak

bir üşümeyle kendime. unutsam sesimi

örneğin, kırılmış onca şeyin hürmetine

sığınsam,sussam ve dinlesem o hikmeti,

çocukluğum olur bırakmaz beni, üşüdükçe

annem ve kandil. o büyük sırla döndüm

kendimi acıttığım yeşil suya.her yeri

yeniden yıkmalı, her şeyi yeniden,yeniden

her şeyi öldürüp dönmeli o büyük sırra.

nereye dönsem yüzümün acıyan kalbine

akıyor, üşüdüğüm her sela. sonunda herkes,

 

ah,yenilir içindeki çocukluğa.

 

hiç kimse yoktu,kör oldum.çocukluğumun

ürkek elleriyle bir ip gibi dolandım boynumla,

çıplak ve soğuk gecesinde ölüme, defterimi

kapadım.öldüm çünkü her çocuk gibi

kaçırdığım o saklı fotoğraflarda.suları

yorumladım,telaşlı bir tutkuyla geldim bir

nehrin kendine döküldüğü yere .çocuktum

çünkü unutulmuş her çocuk gibi eksik,

 

ah, unutulmuş her çocuk gibi nezir.

 

kuzeyde bıraktığım son defterden

bir şey kalmadı saklayacak. yüzüme

saydığım kötülükler de yok

artık.anneme kalsa Faris haklıydı,

insan okunan her duada yasin,

yaşanan her yaşta Mem olmalıydı.

oysa Doğu’da her şey kendine kopuk

bir dille tutunmaktaydı.hikayesi

olmayan bir hiçlik duygusuydu çünkü,

her ayinde bir seyyide bırakılmış

cinnet duygusu. saklıydım her resimde,

heryerde fail ve meczub. sustum,

Doğu’da susmak ne kadar susmak,

 

ah, acı ne kadar kendiydi.

 

                                  

(Yüzümdeki Kuyu’dan)

 

 

 

Hırka Küs

 

1

Buradayım : yüzüme kırbaçlanan dünyanın

bana büküldüğü yerde, kinimi büyüten 

ısrarın yüzü yok, cevaplar perde. örtmüyor  

dilimi karşılık bulduğum sorular. sesimi 

düşürüyor hıncım.zahid kırgın, sultan kimin  

kalbinde. bir aynaya dökülüyorum, tutmuyor 

sır’ım.. ne yapsam herkes yanlış kederde.

 

2

buradayım : cevabın soruyu incittiği yerde.

geceye mürekkep bir aynaya sürçüyor

ismim, kibirsiz taylar dolaşıyor kanımda.

eğir söze susar oldum nasılsa, nasılsa kanserli

dilim. fikrim fiilini çekiyor, ne inkâr ne  

küfür, vakti geçmiş sefilim..inandım ki ben 

her kandile gizli yanmış fitilim.

 

3

buradayım: sabrımın o teb’ayla sınandığı, 

ricalin kem sözünü bıraktığı yerde.

katediyorum baştan başa yeniden geçtiğim 

yerleri. kahredici bir dille tutunuyor bana 

sûr’um. susuyorum, kavmimin incinen gözüyle

bakıyorum burçlardan çöle.  kaab uzak, hırka  

küs..hüseyin ki artık kalbimizde süs!

 

                                                             

(Ludingirra, 9)

 

 

Makas

 

I.

tecrübeye çıkan çocuklar bilir

karanlığa karışan nefsin

gecenin inancında nasıl çürüdüğünü.

ve ben burada

bu kutsal  bağrın huzurunda şahitlik ederim

ki

eksilişin yankısını duyuyorum

çekilen suyun sızısında..

 

II.

tutsak kalbin sancısıyla gittim

herkesin kendini öldüğü mezarlara

o son vedayla dönen hurufilerin

gözlerini gördüm

“yanlış kardeş”leğin  sırrına ermişlerin

saadetli gecesini..

kabulüm

kapanmış o siyah zamanı kabul edenleri

 

III.

nasıl dönerim hem

utanıp utanıp

nasıl geçerim bunca geceden

küfre düşen alnımla ..

aşkı güzel olan çocuklara dönüp

şehri hatıramla ağlıyorum.

kendimi inandırdığım sözün

o esmer tayfıyla

 

IV.

sarıldım lanetli bir tereddütle

o son yağmurda yakaranların

yüzlerine yerleşen inancına.

her yer elem!

siz ey! kendini gitmeyen saadetli

ermişlerin

barınaksız dileği.

beni geçirimli kılan şey

şüphesiz her göçün önünde

kendimi bulduğumdandır

 

V.

ben de giderim bir gün elbet

kirecin söndüğünü gördüğüm vakit.

biraz sâlah bulsam

seydî  makasına gelen dilimden,

şehre incinmezdim bu kadar

alınyazmak konusunda câni...

 

(Yom Sanat, sayı. 17)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön