Murathan Mungan (1955)

 

Kasr Üzerinde

 

 
Kendi kavmine şair olmayan
Söz'ünün hükmünden ayağ göçürür
Kendi Divan'ına nöbet durmayan
Davasın’ cengine gölge düşürür

 
Dilinde arzuhal yâresi yoğ ise
Nice yazsan nafile kelamın yoktur
Şahmeran kal'asında burcun yoğ ise
Zulmün karşısında müddetin yoktur


Çilenin tansığına ermiş olmayan
Gönlünü sevdaya dergâh tutmayan
El yazısında kandil yakmayan
Hayatın' kitabından sayfa düşürür

 

Kalbine kasr kurmamış isen
Asrına eşkıya olmamış isen
Serez çarşısında durmamış isen
Kendine çıkacak bir yolun yoktur

 
Çile olmaktan çıkınca emek
Harami mülküne bitince hürmet
Hakikat olunca zulümsüz sevmek
Benim de bir sözüm kalır kasr üzerinde

 

 

Yaz Bitti

 

yazın bittiği her yerde söylenir
söylenmeyen şeyler kalır geriye

ve sonra hiçbir şey olmamış gibi
ağır, usul bir hazırlık başlar
uykuya başlar yeni bir mevsime

orda burda, ev içlerinde, kır kahvelerinde, deniz kenarlarında
incelen yazın akşam esintilerinde
zaman usulca sıyrılır aramızdan
ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini
başka ne gelir elimizden
büyük bir uzaklığa gülümseyerek
geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri

yatıştırıcı rüzgârlar
dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını
saklar bizi
gözlerimizdeki hüzne "dinginlik" adını verir
"seni iyi gördüm" diyenler
biz de iyi hissederiz kendimizi
elimizden başka ne gelir ki


köşe başları, akşamüstleri, kokular
tozar gider zamanın boşluğunda
karışır anların kuytu belleğine
belki sonraları bir gün
hatırlanır aynı kederle
yazın bittiği her yerde söylenir
söyleyenler inanır gerçekten birşeylerin bittiğine
yaz biter
eskir geceler, serin hüzünlü
yeni mevsime hazırlık ömrün teğel yerleri
bir yanı telaş, bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden
yaşadığınızı duyarsanız teninizde
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
ahşap pancurları
yaz bitti
bitmeyen şeyler kaldı geride

yaz bitti
yaz bitti
yüksek sesle söylüyorum bunu kendime
her yerde söylendiği gibi
yaz bitti
yaz bitti
hiçbir şey hiçbir şey
hiçbir şey
yalnızca üşüyorum şimdi

 

 

 

Geçilmez Deniz

 

I-
 
ahreli bir kağıt üstüne simsiyah kapanmışım
kazırım kendimi bir secdeden, ellerimde gizli hattatlar
ve söze gelmez devrik duyarlıklarım
gözlerim -hüznün dilsiz masalcısı-
gözlerimde hiçbir dile çevrilmez intiharlar
oysa saklı hançerimi mağrur bildiniz
kendimin tenha bir yerinde vurulmuşum, yatarım
orası bir denizin gölgesidir, göremezsiniz
(bir peygamberin yanlış ayakları
               intihar halinde sevişmektedir)
ölüm üzre bir akrepken menekşelenirsiniz
ve ahreli kağıtlar dürülür ferman diye
yufka ölümlerin hazin tarihleriyle
kar altında kalmış imzasız karanlıklarım
ve azgın sularda kendini arayan deniz
ben konuşmam, susarım
bu aklamaz ki sizi
katilimsiniz
 
II-
 
katilimsiniz en azgın sularda
ellerinizde kan mürekkepleri sarhoş
ölüm nasıl bir sarmaşık ki
(deniz gören) en mağrur balkonlarda
bir gün siz de katilleri seversiniz
 
 
 

Eşkal Üzerine Bir Şiir

 

Bir omuzuna attığı kolan

bir omuzunda samanyolu

nehir yataklarında bir ayağı

ötesi görünmüyor kamçılı karanlıkta

suları sırtlayıp geçmişti buradan

Çolpan yıldızı hangi dağlara düştü?

Ergir mi demirdağ?

Bıçağın sayada hafifliği boşuna

Boydan boya göğsümü geçen yaralı hayvan

Adadım yüreğimi ardından giden aya

 

Dilsizim ve adsızım şimdi

Aşk diyorlar değil mi buna?

 

ay, saydam kuyu

yüzünün yüzüme ettiği zulüm

işte çuhaçiçeği, işte kayın ağacı

gecikmiş yağmurlardan su içmeğe inen söğütler

tuzlaşıyor kemiklerim sönen suların üstünde

sabrın ilâhisini bitirdim, dindi yollarım

Görünmez karanlıktan biçtiğim elmas kesim

döner dururum hâlâ

Bilirsin tenhadır can

Boynumda asılı ay, söyle kimse geçmedi değil mi buradan?

 

(Gösteri, 151)

 
 
 
 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön