Ömer  Aygün (1975)

 

8 Nisan 1975'te New York'ta (A.B.D.) doğdu. Liseyi Galatasaray Lisesi'nde, üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde okudu. Galatasaray Üniversitesi'nde ve İstanbul Üniversitesi'nde felsefe ve Fransız dili üzerine iki ayrı mastır yaptı. Bugün Pennsylvania'da (A.B.D.) felsefe eğitimini sürdürüyor. İlk şiiri 1992 yılında Beyaz dergisinde yayımlandı. Mediterraneans, Kitap-lık ve Defter gibi dergilerde şiir yayımladı. Yves Bonnefoy, Maurice Blanchot ve Henri Michaux gibi yazarları çevirdi. Felsefe, resim, yontu ve müzik üstüne yazılar yazdı. Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya beş yıl kadar yazı­cılık, YKY'de bir süre editörlük yaptı. Taş Gün adlı bir kitabı bulunuyor.

 

 

Mektup Kitabını Oku Bu Akşam-1

 

Sabahtan çok evvel okumaya başla

Zahmetli masada, açık duran kitabı

Anla kitabı kim kapatıp ayağa kalktı

Anla niçin kapıyı açıp çıktı telaşla

 

Ekmeğin içinde ne mi bu bıçak

Ne mi alıkoydu keseni kesmekten

Çekmeye çalış da gör bıçağı ekmekten

Nasıl sertleşmiş ekmek pas tuttu bıçak

 

Saat mi durmuş bırak zamanı daha aksın

Gözün pencerede uyu ki güneş batıyor mükemmel

Sani nasıl olsa ve sana sabahtan çok evvel

Elbiselerine dokunacağım uyanacaksın

 

Bir yatakta uyuyorsun perdeden dışarı bakıyorum

Taç giyiyor sokak lambası akşam saatinde

Koşarak geçen şemsiyeli insanlar

Arabaların ıslak farları hayvanlar

 

(Taş Gün’den)

 

 

 

 

Mektup Kitabını Oku Bu Akşam-II

 

İnanıyorum gecenin kıyısında bir asılsam bütün gücümle

Doğrulacak sabahın çadırı sulardan

Ve ben dört yönde birden gereceğim ipleri

Ben ne kadar gerginsem çadır o kadar yüksek o kadar  uzun her cümle

 

Ama bilmiyorsun sen hiç asılmasan da olur

Ayaz tokuşturur sabahın bronz lamba getirir ki alnına kor hayvanlar

Öyle hassasiyet anca hayvanda olur

 

Ama bilmiyorum asılsam eminim hep birden kalkacak yelkenler

Öyle yelkenler biçeceğim çadır kumaşından

Öyle değirmenler kuracağım ki kendi estirecek rüzgârını

Öyle bir ekmek öğüteceğim ki kendiliğinden dönecek değirmenler

 

Tamam bir yatakta uyuyorsun pencereden bakıyorum

Dişin hâlâ sıkılı ama parmaklar aralık

Bir bronzu kalıba dökmüşsün de örtüsünü kaldıracakmışsın sanki

Nasıl bir heykel çıkacak belli değil altından

 

(Taş Gün’den)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön