Ömer Erdem (1967)

 

 

Bir Şehri Yitiriş

 

                                  ‘Mustafa Ruhi Şirin’için

 

Buraya gelmek kolay olmadı!

Dolanıp hayatın çalılığından yola,

Dargın ve ergen başaklarla vardım;

Rüyaları tarumar bahçelere sarkan ilkbaharlara

 

Kalbine yakın bir aldanışın uzağında

Savrulan nice baba vardır hani ölümden

Döl diye kıvranır yatakların gölgesinde

Onlarla ve kara vagonlarla geldim buraya

 

Buraya gelmek kolay olmadı!

Aktım suların coşan ağzından

Güneşin yurduna kovarak yaseminleri

Durdum tenin toprağa vardığı tahtaların ucunda

Kâğıtlara inmez sesler yakan bir suskunlukla

 

Konacak değildim kötülüğün taşlığına

Evini doğuran kadınların çağından

Şehir, şehir ey “Medinetü’l Fazıla”

Senin tozlarındır yıkayan yollarını ışığımın

Bir gün bu kubbeden inersem…

Yedi kapından yedi defa varacağım sana

 

Buraya gelmek kolay olmadı!

Bebek potinlerinin balonlu çağrısında

Kabardı dalgın bir su gibi günlerim

Ve bilsen

Yitirdim bir şehri diyerek

Ne düşündüm seni,

Pervazları, gülibrişimleri, merdivenleri…

Buraya gelmek kolay olmadı

Her nefesi kalbe ışıtarak geldim buraya

 

Ey şehir şimdi soruyorum sana!

Burada…

“Sen benim neyim oluyorsun”

Sana dokundukça rüyada

Ufalanıyor aşkın mirası gömlek

Açılıp kapanıyor kanatlarım havada

 

(Yitirişler’den)

 

 

 

 

Bir Anneyi Yitiriş

 

                                      Cevdet Karal’a

 

‘Oğul

Erkek ve eskisin

Suların zarı gerilmeden yosunlarda

Zamansız bir çağrı gibi bekledim seni

Sonra…

Sana indin ağır

Taşların ve camların terlemesinde

Vınlayan bir yokluk olmasın adın.

Gözlerimi gönderdim aşkın ağzında çözülme diye

Oğul bir kelimedir dünya

Çalkalanır özsuyunda nabzı toprağın

Sen erkek ve eskisin

Unutma!’

 

bu ses derimden mi sızıyor şehre

tartılan eksik ekmeklerden mi duyuyorum

sabah tıraşlarında ayna buğularının ardında

bağladığım ayakkabılar değil ellerim

anne ben erkek ve eksik miyim

 

çoğaldık pencerelerimiz var yağmurdan

portakalı cazibemiz soyuyor dalında kışın

beraberiz suda haberliyiz olanlardan

çocuklarımızla parklarda yürüyoruz

inanıyoruz eskidiğine elmaların da

 

‘Oğul

Kasıklarımda sarmaladım seni alnımda ay

Aşerdim ve düştüm diline yazın

Yol gözledim kumaş biçtim

Gecenin atına binerek geldi adın

Beni dilinle şaşkınlık diye sakla

Oğul bir ateştir dünya’

 

bu ses saatimden mi düşüyor şehre

perdelerin hışırtısı mı örten beni

öyle ince kesiliyor ki lifleri iplerin

su içsem dolanıyor bana

gün bir ip çektikçe çoğalıyor

 

burada soğan kabuğuna mı inanalım

gömlekliyiz ve anlıyoruz ya renginden arabaların

yol kimin çocuğuna bakıyor böyle

vitaminler ve resimli bir üveylik

sızıyor dansından kızların

şimdi beraberiz suda

bakıyoruz birbirimize singin

çünki

inanıyoruz artık eskidiğine merhametin

 

‘Oğul bir dişidir dünya’

lekeli

yeni doğmuş bebeğin dudağında

annemi “yitirdim”…

“oğul” bir kelimeymiş bu dünya

 

(Yitirişler’den)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön