Özdemir İnce (1936)

 

Ozan Tarafsızlığı

 

Nesneler karşısında tarafsızdır ozan,

denizden bir koku kalmıştır tırnaklarında;

elmanın çürüyüp düştüğünü görmüştür dalından:

tuz kokusu denize dönecektir

ve boyun eğmeyecektir kendi özüne elma.

 

Nesneler karşısında tarafsızdır ozan,

mavileşerek birikir sarnıçta su,

güneş yükseldikçe gölge kısalır,

gerçek öğle tanığıdır ozanın.

 

Nesneler karşısında tarafsızdır ozan,

çünkü ölüme de ölümsüzlüğe de karşıdır ozan

 

(Kentler’den)

 
 
 
Yakarı   
 
  -Şairler esnafı pîri Hasan bin Sâbit'e-
 
İdris peygamber, terzilerin pîri,
izin ver güzel bir şiir yazayım ben de,
yaşım kırkı geçti yaşlanıyorum artık,
izin ver güzel bir şiir yazayım ben de,
"ozan" desinler bir kez ölmeden önce.
 
İdris peygamber, terzilerin pîri,
el ver artık kendi dükkânımı açayım,
bir kaftan keseyim kendime ben de,
astarı sözcüklerden dikişi ibrişimden.
 
Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
okudukça kıskanıyorum öteki kalfaları,
şarapları bol, ilham perileri oturaklı,
biliyorlar geceler kaç saat sürer
günler kaç fersah. El vermiş ustaları.
 
Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
cebine kuş üzümü, sarı leblebi doldurayım,
parklara götürüp simitler alayım ona
kıvırcık saçlarını rüzgârla tarayayım.
Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
son günlerimde yalnız kalmayayım.
 
İdris peygamber, terzilerin pîri,
ey bütün pîrleri bütün mesleklerin,
izin verin bir tek dize yazayım, tek bir dize,
bir kez "oldu" desinler ölmeden önce.
 
 
 

 

Yazın Sesi

 

15.

 

Bir masa olsam diyorum,

geceleri dışarıda bırakılan

bir eski, yaşlı masa,

 

deniz kıyısında, bir yazlıkta,

bir kahve masası olsam

dört ayaklı, çam ağacından.

 

Sabahları çiğ ve nem olur,

üzerimde kuşlar için

ekmek kırıntıları, birkaç susam

ve dört beş sarı yaprak,

düşmüş, bana gölge olan

dut ağacından.

 

Alnımda (sırtımda) anımsarım

pembe ayaklarını bir gün

taytaya kalkan bir çocuğun

 

ve buluşan iki insan elini,

birkaç yaz önce

birbirine dokunan iki enç dizi.

 

(Yazın Sesi’nden)

 

 

 

Asude Alkaya İçin On İki Neşeli Şarkı’dan

 

1.

Seni tanımlamak  istemiyorum şarkılarımla :

 

 

Ayağına dokundum görür görmez seni,

ayağını çektin, dokunma duyun biliyor.

 

Baban o zaman tanıştırdı bizi.

 

Pencereden  bir gölge geçti, geçer gibi :

Bir kavak eğilmiş bakıyordu yapraklarıyla.

 

Baban kaldırıp kavağa gösterdi seni.

 

2.

İlk gün gözlerin kapalıydı, düşünüyordu,

anımsamak istiyordu senin saat kulesi halini :

Ana karnında çalar saate benzer çocuklar.

 

Böyle bir dize yazmıştım gençliğimde,

Tan bey annesi Ülker hanımın karnındayken.

Tan beyi yüreğimin üzerine bastırmıştım,

ama sana yalnızca baktım ve dünya ısındı.

 

 

 

3.

Aylardan ağustos, benim derbeder ayım,

ağustos böcekleri şımarıyor zeytin ağacında,

testereyle sanki yazın demiri kesiyorlar.

 

Sen ne testere biliyorsun ve nedir böcek,

ama hem testere hem de böcek olan

yaratıklar vardır hayvanlar aleminde,

tırtıl denir bunlara, kırkayak da vardır.

 

Toroslarda hızar kokar tahtacıların evi.

 

(Adam Sanat, 174)

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön