Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993)

 

İkili

 
Sevinin elinde su gibi ince,
Bir akşamdı mavi. Uzanıyorduk,
Serin yataklarında yanyana,
Geceyle gündüz arasında işlek,
Gidiş gelişine düşüncenin.
 
Bir kuyudan çekiyorduk yavaşça
Sonra hızlı, bir eski gökyüzünü,
Homeros'un uykusuz bilinci, çiğ
Aydınlık. Suları akan bir balık
Gibi çıkarıyorduk denizlerden.
 
Bir yağmur arasız yağardı, çamur
Basardı sokaklarımızı. Yasa,
Bir parıltıyı üretmek olmalı
Ondan. Altın damarını bulmak
Ve işlemek bir sıcak tezgâhta.
 
Yalnız ve kalabalık. Birdenbire,
Şaşmaz bir düzendi dağınıklık.
Bir avucumda bir kuş ötüyordu,
Avcısı gecenin, çığlık çığlığa,
Konuyordu onun, öbür avucuna.
 
 

Batık Kent Kışlar Köpükler

 

En eski çiniydi gök

Batık kent, bizden ayrı

Ve bulutlarca uzak.

 

Ne ağaç ne yaprağı

Ne de dal, konamayan

Ve hep uçan kuşları.

 

Tınısıdır duyulan

Köpüğü o gömütün

Yakamozlar koklanan.

 

Sen ey tükeniş! Tütün

Ve alkolle avuntu,

Yok neye baksan, bütün

 

Zaman şimdi anlatı.

 

(Batık Kent’ten)

 

 

Geçmiş Zaman Duygulanımları

 

1

Şiirler vardı okunmaz

Bugün, oysa yaralamış

Nice kalbi! Bahçe ve kuş

Çığlığı (ve eski), son yaz

 

Artıkları bırakılmış

Kırık iskemle, kavanoz,

İçi boşalmış güller, az

Görülen silinti bir düş

 

Gibi anımsanır şimdi.

 

2

 

Kürek ve sandal sefası

Gök kuyusu gece (mehtap)

Düşlediğimiz canfesi

Giyindi o ve güldü hep

 

Ve pek uzak durup baktı

(Tayf mı ne) her gün bir başka

Suyun yatağında aktı

Köy düştü bir deli aşka

 

Yalı boyu yine tekne

Yarı martı yarı bulut

Ve seslenebildiğine

Çalıp söyler bir gizli ut.

 

3

 

Çürüksu’da öğleyi

Bulduk, (ne garip rüya)

Sen ey gizemli eşya,

Sesleri ve gölgeyi

 

Geçtik, bu nasıl yol ki

Gövdeden arınmıştık,

Artık özlemle baktık

O bilinmeyen, belki

 

Yok, o karşı kıyıya

 

4

 

Akşamlar vardı silme hüzün

Gölgeler lambaları yakar

Kapanan kepengi gündüzün

Sokağımız erguvan kokar

 

Çekilir odalara kızlar

Yataklara düşerler tenha

Yalnızlık orada kol gezer

Bir mermi sürülür silaha

 

Masaldır gece (ah) o masal

Bahçede kirazlar ve dutlar

Üstümüzden geçerler usul

El fenerleriyle bulutlar.

 

(Batık Kent’ten)

 

 

Bir Zamandan Notlar

 

1

 

Eskimolar, yaratılar

La dolduran gecemizi

Çocukluk! Tutup savuran

Yakamızdan bizi kutup

Yıldızı, akşamları bom

Boş evlerine!

                    Saattir ki

Çalar, duymayız, bulanık

Yağmurlar yağardı ve zamk

Kokusuyla bayılmış o

Kadınlar…

 

2

 

Kar yağardı, ne çok kar, durur

Sonra, ay odamıza bakar

Boyardı bizi maviye! Ses

Gelirdi: Uzakta, bir eski

Şilep yuvarlak dünyamızdan

Baş aşağı düşer, girerdi

Geceye! Gemiciler, onlar,

Görmezler öteyi, su, sonsuz

Sudur akan küreklerinden,

Yelkenle tanırlar rüzgârı.

 

Çocuk görür görünmeyeni.

 

3

 

Denize koşut yürüyordu

Ak giysili bir kadındı, geç

Saatlerde görünür bir dal

Tutardı elinde, kokusu

Bize doğru uzar, biz ki hep

Geride, bahçelerin duvar

Diplerine tünemiş, bakar

Dururduk uzak gemilere,

Somu yok yere, oralara,

Bilmedik hiç aradığımız

Neydi? Koşsak da bulsak! Hangi

Bulutun altında…

 

Ya o nerde şimdi!

 

4

 

Geceydi, ağıyordu! Ne ki gece:

Hırçın su kaynağı, doyumsuzluğun

At koşturduğu yer, sıyrık kabuğu

Düşlemin, (Ey yaşamın ters yüz olmuş

Biçimi), hep bir çağrıya benziyor.

 

(Batık Kent’ten)

 

 

Bir Zamandı

 

1

 

Ağaçlar uzağa kayıyor!

Bungundu hava, kuş ve bulut

Eriyordu, sanki, doğanın

Yokluğuna alışmamızı

Denemesine benziyordu

Bu. Bir adım ötemizdeydi,

Ölük, bahçe.

                   Gitsek diyorduk,

Sonuna dek düşüncenin.

 

 

2

 

Eski bir yazdı bahçe. Yine

İki dal arası gök, yine

Gölgeye sinmiş nemler, koku

Ve hep içlere doğru sızan

Çöken bir yerde o soluksuz

Güneşler, bin nimfa uçuyor

Işığının dibinde.

                         Yarın

Yolculuğa çıkılacakmış

Gibi bir akşamüstü.

 

(Batık Kent’ten)

 
 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön