Şaban Abak(1963)

 

Çocukluk

 

Çocukluk, o derin ırmak çağrısı
O masal dağında ünleyen gazal
Güz ve hasret yüklü akşam bulutu
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Babamdan duyduğum o mahzun gazel
Ahengiyle dalgalandığım harman
Betim benzim ondan buğday sarısı

Çocukluk, o derin ırmak çağrısı
Uyanıkken rüyâ gördüğüm günler
Gelir bu kâbustan alır mı beni
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Teneke çıkrığım, tahtadan atım
Dönersem Serçeme tanır mı beni
Diner mi ruhumun büyük ağrısı

Çocukluk dediğin, ömrün yarısı.


 

 

Güneş Çiçeği

 

Atı Gülşah’la kalbinin rabıtası hiç kopmayan Duran’ın, tarlalar arasından geçerken güneş çiçeklerini seyretmesi, onların aşık oldukları Güneş’ten bir an olsun yüz çevirmeyişlerine imrenmesidir. Bu odur:


Dönmesin kalbim Tanrım, dönmesin kalbim
Dönsün başım
Dönsün başım
Dönsün daima güneş
sarhoşu başım

Bir gündöndü tarlası uğultusuyla
Bal sarısı, at rüyası, arı tefsiriyle
Serin ikindi esintisiyle
Kırpıştırıp iri kirpiklerini
Yüzünde aşk aydınlığıyla
Dönsün, şifadır
Unutuşun yarasına ve kaybedişin

Kalbim sabit kalsın diye
Dönsün dursun durmadan
O gözleri gece güzelin,
Gölgesi ay sevgilinin
Yörüngesinde

Bulutları köpürterek yüzen
Altın bir gemidendir
Leventleri ışın mızraklar yağdıran
Ateşli öpüşlerle uyandıran
Bayıltan ve uyandıran
O sevgilinin.

 

 

 

Mostar Çayı İçin Şiir Köprüsü

 

Duran'ın Mostar Köprüsü'nde Gülşah'ın nal izlerinin görüldüğü haberini aldığı, Bosna’da, Mostar'a varınca köprünün yıkılmış olduğunu gördüğü ve Neretva nehrini teselli ettiğidir. Bu odur:


I.
Ben ki aramaya çıktım
Ben aramaya çıkınca bir bulan vardır

Yıkık köprülerin her bir taşından
Bir hayat köprüsü kuran
Kâbusların yıktığını onaran
Bir rüyâ vardır.
Köprünün yıkılması
Bir kıyının öbürüne küsmesinden
Çeyizini yıkarken su perisinin
Nişan yüzüğünü kaybetmesinden
Nişanlıyı aramaya bir bahanesi

Kötü bir düş görüp yıkılan köprüleri
Saçlarından öperek uyandıran
Aşkı kalpten kalbe yankılandıran
Gözyaşı çiğiyle ışıklı kirpikleri
Gökkuşağı özlemiyle nakışlandıran
Rüzgâr nefesliler vardır

Okunmuş taşları atıp sulara
Yağmur duasına çıkanlar gibi
Yananlar vardır.

Köprünün yıkılması
Kırkikindilerin yaklaşmasından

Ustalar vardır
Hızır'ı danışman olarak çalıştıran
Çile yontucuları
Sabır nakkaşları
Bir rüyâyı taşlarla yorumlayan
Medrese çağıltısından
Kütüphane hafızasından
Taşlara da bir rüyâ armağan eden
Kur'an sesi işlemeli
Taç kapılardan görünüveren
Ölümsüzlük öğrencileri vardır

Ben ki aramaya çıktım
Yeni bir derse başladım
Mostar Çayı'nı ezberliyorum
Köprü Bilgisi sınıfındayım
Ölümsüz Atlara Binicilik Kursu'nda

 


II.

Gülşah öldü diyorlar, haşâ ki yalan!
Mostar Köprüsü'nde nal izleri var
Ona öldü diyen ağızda dil ölüdür
Ölüdür sözlükte kelimeler
O diridir, hayattadır, hayattır

Suya düştü, o artık yok diyorlar
O var, zira onu bir arayan var

Sesini işitip nehre koşuşan
Köpükten atlara binip uçuşan
Bosna'da çocuklar var
Göğsü tomurcuklanmadan
Gözü bulutlanan çocuklar
Bombalanmış el yazması şiirler
Yanmış kitap sayfaları
Göğü çalınmış haritalar
Uçurulmuş haber köprüleri
Ararken koyduğum işaretlerden
Atlı şairlerin süt anneleri.

Bir şehidin omuzundan çözülüp düşen
Upuzun bir Müslüman sarığı imgesiyle
Akışan şu yeşil Neretva Çayı
Soydaşıdır hem eşidir atımın
Irgalayan beşiğidir

Düşsün suya
Ölüm olmaz
Suya sudan
Musa'ya Nil'den

/Gülşah biraz gümüş, biraz akarsu
Biraz sabah sisi göl kıyısının
Uykusu hafifçe kuş uykusundan
Nefesi nisan bahçesi
Seher yelinin zikridir güllerde yankılanan/

Rüyâlar yarışıyor O’na yetişmek için
Rüyâlarda O’na binip yarışıyorlar
Filistin'de çocuklar
Kudüs'te ihtiyarlar

O’nun sularında yıkanıyorlar
Geceye sıçratılan kandan
Kirlendiğinde uykuları

O’nun soluğundan besleniyor
Demirperdeyi gün gün eriten
Ateşin körükleri

Çin ejderhasına karşı duruyor
Doğu Türkistan'da
Minyatürleri

 


III.

Düşsün suya
Bu yolda düşen suya
Düşmüştür bengisuya

Düşsün yüzme bilen umutlarım da
Düşmesin kurumuş su yatağına
Yeter ki tökezlemesin
Umudun delişmen tayı
Sen yeter ki susma ey Mostar Çayı
Yürekten yıkılışı köprülerin
Duyulmaz olmasıdır senin
Yeşil şarkılarının
Susma ki dönsün kalbimin pervaneleri
Çağıldayışının âhengiyle
Susma ışısın hülyası
Kemerlerin, yakamozlarla
Boş kalmasın yatağın, uyumasan da
Çık dolaş, bize de gel, sana ninni söylerim
Sana köprü yaparım kaburga kemiğimden
Gözyaşım kardeşin olsun
Dicle’ye Fırat'a eş
Çağla cennetlerden bir müjde gibi

Ben suların gördüğü küheylan rüyâları
Köprülerle yorumlayan Yusuf'um, bilmez misin?
Ben ki aramaya çıktım
Bulmaya tabir olunur
Tamir değil, kurmaya
Mostar Köprüsü'nü
Kelimelerle

 

 

 

 

Süt Buğdası

 

Evet, buğdası
Kavurgası leblebi iriliğinde
Yedim birYe arttı çocukluğumdan
Hurufatın ekâbiri, sondan geleni
Yay başını gerip sözün okunu atan
Yılandaki eğriliğe işaret eden
Yalandan öç alan Ye

Ekmeğimizi çaldılar daha buğdayken
Ye ki çekildi hayatımızdan
Süt buğdası gevrek; çaylar deminde değil
Ağdı göğe, yavanlaştı aşımız
Sanki birden yedi oldu yaşımız
Taş kırdı dişimizi

Çağırsak ilk o gelse yoksul karanlığımıza
Elifle birlikte gelse ey diyenler meclisine
Ya Hayy zikriyle diriltse bizi
El aldı gitti de yel olsa gelse
Harman savuranlardan bir hatıra olarak
Yorulunca yabalara yaslanılan yazlardan
Ansa başakların gök yeşilini
Yansa da gelse.

Gizlenir ya bazan
Suya mı dalar
Yumurta topuklu Ye

Aşikâr gördüm düşümde
Sülüs bir kuğuydu
Yüzüyordu Ye
İkindi sularında
Ulu Camide
Bir sütun kadar sessiz
Anaç bir kuğu gibi ve mağrur
Takıp peşisıra bütün harfleri
Harfler ki sözlerin çocukluğudur
Her biri müjde yüklü bir kelimenin
Muhyiddin-i Arabî’nin elinde büyüyünce

II.
Süte yatırdı annem buğdayı
Danedeki bebeği uyandırdı
Emzirdi içimdeki kahramanı da
Çalınmış ekmeğin intikam mızrağını
Saplar harmana inmeden
Işıldatacak olan. Ve gözlerimi

Süte yatırdı annem buğdayı
Danedeki yetimi uyandırdı
Dişleri bitince kavurga da yiyecek
Süt buğdayından.

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön