Şakir Özüdoğru (1986)

 

1986 doğumlu. İlk şiirleri İmlasız, Post-İmlasız, Ağır Ol Bay Düzyazı, Eski, Budala, Son Kişot, Bireylikler gibi dergilerde yayımlandı. İlk kitabı Garipsemeler İdil Yayınları'ndan çıktı. Anadolu Üniversitesi'nde Moda Tasarımı okuyor. Görsel Şiir, Fonetik Şiir, Postmodernizm, Cinsellik, Algı ve Algı Bozcular, Kentte Gündelik Hayat gibi konularla ilgileniyor.

 

 

Kehribar!

 

paris’e şimdi düştü bi’ napalm,

harabelerini mimozalarla süsleyecek çocuklarımız eiffel’in;

münih’in avuç içleri kanıyor;

hiç kozu kalmadı, kesin kaybedecek bahsi berlin;

iyisi mi sen bana gel! dağıtalım!

 

Kehribar! militan bir sonbahar gibi sokul koynuma;

saçlarından süzülen taze buse, bir buket sim endamın,

bir okyanus kötürüm fok balığı ve fıçılar dolusu yaşlı petunya!

bana gel Kehribar!; kaskatı, geçmişimi kütüğüne geçir!

bi’ güzel dağıtalım!

 

çünkü sevgi gösterilemiyor; çünkü öğretilemiyor sevgi Kehribar!

sevgi, ancak yaşanabiliyor!

 

yasak kaldırımlarında isyan çıkarmış asi yeniçeriler taksim’in;

londra’da genel yas ilan edildi, duymadın mı:

bir fil, kraliçeyi öldürmüş yedi gün önce bilfiil ve çok şehvanî;

sofya fena dayak yemiş dün gece, gözleri mor;

iyisi mi sen bana gel! dağıtalım!

 

Kehribar! tomurcuklanan dudaklarına yağan asit yağmurları,

ellerinde yıllardır bitmeyen yol çalışmaları! grapon kağıtları!

krepon yanaklarını saran absürd koruma; o şeffaf jelatin,

jilet üstünde amuda kalkan esrarkeş boyband tayfaları ve

“zıvanasız içmem abi” tripleriyle ünlenen sosyete barlar;

bombalayacağımız, boğazlayacağımız dominant soy!

Kehribar! gel artık; sen de tut bir ucundan düşlerimin;

hadi tut bir ucundan, hayatın haytalığına bir gökkuşağı gerelim!

 

amsterdam aids olmuş diyorlar;

diyafonda kirli bir kadın sesi:

epey stresli olduğunu söylüyor, prag’ın uzay yolculuğu öncesi;

dokunsak tokyo’ya parmak ucuyla, anafora kapılacağız;

üşütürüz, bu mevsim votka zamlı moskova’da;

iyisi mi sen bana gel! dağıtalım!

 

çünkü;

nasıl paralel doğrular hüzünlenip kavuşamamaktan

ağlayarak ağıyorlarsa birbirlerinin üzerine;

nasıl beraber olabilmek için birkaç saniye

eğrilmeye bükülmeye çalışıyorlarsa!     Kehribar!

 

çünkü;

nasıl dokunmak, ağlamak değilse sadece, sevmek!

dağıtmadan sevilmiyor!

çünkü; nasıl nefes almak değilse sadece, yaşamak!

dağıtmadan yaşanamıyor Kehribar!

 

(Garipsemeler’den)

 

 

Kül-ü Rüya

 

o kül tablasına basılmış dudakta

amade tarihin teri var;

kapatmak yetmez, gözlerini

çıkartıp eziyor günü

ana denk düşen

pek şahane çocuklar;

bok bulaştırıyor taptaze

her eylemin amacına boykot ihtimali

daha kundaktaki hıçkırığa. şeffaf bağ.

 

kuyruğu boydan boya çengelli iğne

bir kara kedi şakırtısı:

ateşi biz çaldık baba

ocağımız soğuk artık.

dili varsa diyecek:

mataram siyanür benim

otu da saksofonla içerim.

 

ama,

dik başlı kızların kesik kollarından

kurulu mor evler duruyor hâlâ bellekte,

büyümeleri, yürümeleri hadi neyse de

öldüresiye vuruyorlar be!

 

gırtlağında molotof saklayan küs bodrum katlarının ifadesi:

çırçıplak bir bulut aşırmalı tenin hükmü önünde;

 

asitten harbi bir damla düşse

yer, yüzünde kan çiçeği açacaktır!

 

- kül uykusu. rüya işte.

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön