Serap Erdoğan(1975)

 

1975'te Ankara’da doğdu. İlk öğrenimini Ankara ve Yozgat’ta, orta öğrenimini İzmir Namık Kemâl Lisesi’nde tamamladıktan sonra Anadolu Üniversitesi Edebiyat fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden mezun oldu. Seslendirme ve metin yazarlığı yaptı. Çeşitli radyolarda şiir başta olmak üzere sanat içerikli birçok radyo programını hazırladı ve sundu. Şimdilerde Ankara’da öğretmenlik yapıyor ve şiir çalışmalarını burada sürdürüyor.

Şiir ve yazıları Dize, Varlık, Yasak Meyve, E, Kül, Düşlem, Öküz, Mozaik, Uç, Edebiyat ve Eleştiri, Kavram Karmaşa, Poetik’us, İnsan, Bahçe,  Şiir Odası, Düşeyaza Edebiyat, Wesvese, Ünlem, Hayvan dergilerinde yayımlandı.

Şiir Kitapları: Anıtanrıça (Mayıs Yayınları/1999), Kamaşma (Ses Yayınları/2004)

 

Anıtanrıça

 

pembe saydam bir balıkçıl düşü her şey

sezdirilmiş ürpertilerden geçiyorduk

incecik aymazlığıydı şüphemin

durmadan düşen ardıma…durmadan

(d)üşüyordum.

dağılan, çıplak akdeniz solosu; üzgün

ömrü en iyi ölüm tanımlar oysa

yüzümün girdabını en iyi susuşum…

tüm köşebaşlarımı tutan yaralarım var

onu en iyi kıyısızlığın,

yırtık resimler gibi acıyan ellerim bir de…

 

çıkıp gidiyorum

biçimsiz sevmeleri onarmak olsun bu

tutup geceyi basıyorum utanan yerlerime

unutulmayacak bir anıtanrıça olmasın için…

 

öyle çok şey vardı ki anlaşılmamışı anlamlayan,

geç sevişmelerin gizil özeti bedenimizde…

yıkık duvarlar gibi bakıyordun

delirmiş cümleler gibi

konuşsan 

bir lir sesi çarpacaktı sesine

yalnızlığın çoğul ekleri yoktu daha

daha vardı beklenen renk olmaya

ve kalın bir ıslıktı uzaklığın…

 

ilgisiz kalsam mendilime sildiğim yanlışa

payın olacak biliyorum

                        bileklerimde yenilen(en) yaşamda.

 

(Anıtanrıça’dan)

 

 

Şangırdayan Yanlışlar

 

bir tek dura dura sararmış

keskin unutuş kalsındı,

geçilsindi hızla

buruşuk sabahların üstünden

 

ne zaman

çitlerini geçmek istesem yüzünün

öpülmüş oluyordu mutlaka

nefesi solunmuş binlerce kez

yokuşlar besliyordu omuzlarında, dargınlıklar

günün saçları kısalırdı da

bağıramazdı ellerini saat iki buçuklar

akşam dudakları uzardı lambaların

yine de öpemezlerdi koşullanmış tıpkı’lığı

leke olmayacak kadar büyüktü karanlığımız.

 

ıslak bir tanrı fotoğrafıydı zaman

rastgele bir tabutluk acısı,

fırlama halinde yapışan ceset kokusu

esirgenen sabahlara.

gördüm ki

eksiksiz bakmak birikmiş iki yanlışa

nefrete düşmenin biçimleridir

sonra derimizdir ihaneti bildikçe büzülen.

artık bütün bitişlerin doygun hıncıyız

şangırdayan yanlışları aralıksız tekrarlamak…

çünkü aşk!

 

(Anıtanrıça’dan)

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön