Şeref Bilsel (1972)

 

1972 yılında Rize’de doğdu. Rize Lisesi’nden mezun oldu. Bir süre, botanik ve toprak bilgisi okudu. Dumlupınar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Özel bir televizyon kanalında program yapımcılığının yanında kültür sanat danışmanlığı da yaptı. Şiir, deneme ve eleştirileriyle pek çok dergide yer aldı.

Bilsel’in Dar Zaman Rivayetleri(1996), Bıldır(1999) adlı 1998 şiir yıllığı çalışması ve Magmada Kış Mevsimi(2003) adlı bir şiir kitabı bulunuyor. Ayrıca, 2004’ten beri Şiir Defteri adlı alternatif yıllık/antoloji çalışmasını Cenk Gündoğdu ile birlikte hazırlıyorlar.

 

 

Taşrada Hüznün Gölgesi Uzar

Süslenip bir yangına gideriz seninle
rüyanın gümüş kapısına...
Akşamın kadehi kırılır dizlerimizde
evler, ağzında bir parça tabutla gelir
ve başlar sıkıntı mermerde.
Süslenip bir yangına gideriz seninle
dağlardan çalı çırpı toplayan sesimiz
bayırların ve kanaviçelerin üstüne
yemin eder.
Duvarda eski tüfekler,
yanlış uzatılmış bir cumartesi gibi
parklarda salkım saçak aşklar
ve kadınlar ses altında,
yüklü gözlerle bakar dallara
kar yağar iğnelerin ucuna
kapıların ve gözlerimizin arkasını eskiten
kar yağar, ırmaklar lekelenir.
Yokuşun dibinde kılıçlar ıslanır,
testiler kırık
terk edilmiş köyler gibi üstümüz
ve akşamın kanatlarında hıçkırık.

Süslenip bir yangına gideriz seninle
dalgın bir sahur vakti kalır bizden
kalbimizi yoklayan bu zâlim merhamet
bu çiçekleri kurumayan perdeler
nicedir camlar açıklansın diye bekler

Süslenip bir yangına gideriz seninle
buğudan bir göl kıyısı kalır bizden
yine de ip atlar çocuklar
dünyanın üstünde
göğümüzdeki haritalar düşsün diye
kül oluyor gittikçe trenler...

 

(Magmada Kış Mevsimi’nden)

 

 

Kedi ve Barut

Uzağa giderler, azalmaya...
içli sularla taşınır gölgeleri
dibe çökmüş beyazlık, mum...
kendinden öteye gidemeyen asker
bunu bilir ve giderler
iki şair karşılaşır gözleri çaldıran

uzağa giderler, kırılmaya...
anneleri ölür, anlamazlar
her çocuk bir şeyle oynar
anne ölünce,
yoksullardır canıyla oynayan
ve tarih onlarla doludur upuzun
kedilerden bahseden olmaz
kim geçebilir iki ordu arasından
bir harf bile düşürmeyip
kalbine basmadan...
büyür yenilmişlerin gölgesi
dışarda vurulup okulda çoğalan
iki şair karşılaşır sesleri zehir
ölenlerdir haritaları zorlayan
kalanlar değil

savaştır, söz bittiği için başlar
sıçrar gövdede kalan son kelime
bir çeşme olur şiir kanla söyleşen
dünya işlerini yıkamaya gelir
bir ağıtla hayatı değişenler
ovadır saldıran şair değil
herkese aynı derinlikten bakar toprak
farisi bir tavla İsmail’in koltuğunda

 

(Magmada Kış Mevsimi’nden)

 

 

 

Sırtını Yıkayamayanlar İçin

Banyo Müziği

 

Nasıl yoksuldun, nasıl annesiz

yanağına baksın diye

ayna tuttuk sana biz

 

Nasıl sessizdin, nasıl nefessiz

Ruhun acıkır diye

Şarkı çaldık sana biz

 

Öyle susuzdun, öyle yeşilsiz

ayağını öpsün diye

ırmak olduk sana biz

 

Öyle yersizdin, öyle ötesiz

kalbin soğumuş diye

ağıt yaktık sana biz

 

(Magmada Kış Mevsimi’nden)

 

 

Üzümün Aklından Geçenler

 

Kişnedikçe beyazlayan bir at

duvarın arkasında

uzun uykularla giyinmiş

yılgınlığın yatağında dört ayak

                     akıyor üzümden

 

Kara kamu kıygın, karınca sürüsü

kuşlar sönerken dallarda

cadde-i kebir ve zilzurna geceler

                     akıyor üzümden

 

Seni seviyorum diyen bir ağzı, adamın

 

Neşter, kan ve dil

dalgın bir ege türküsü

                      akıyor üzümden

 

Herkese öpülen fakat

yalnız kendini öpen kadınlar

taban fiyatları, ruhumun kırdığı kuşlar

ve rus yazarları

                     akıyor üzümden

 

(Magmada Kış Mevsimi’nden)

 

 

Karada

 

Bu yağmurdur

usul, ince, arada

boynum, belim, ayağım

bu yağmurdur

yalan söyler, doğru susar

ben sudayım, anam babam karada

bu yağmurdur

akıl alır yürek verir

ince hesap aşk düşürür darada

bu yağmurdur

köy batırır, sehpa taşır

ayrılanı gülümsetir yarada

bu yağmurdur

ince kurşun, nice hesap

görmüş vermiş

gökyüzü var gökyüzü var

               arada

 

(Magmada Kış Mevsimi’nden)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön