Sina Akyol(1950)

 

Bu Kitabın Cenkleri

 

Geceleyin orman, çalar borazan.

Uyanır asker, tüfengine sarılır.

Boşa gayret! Üç beş Köstebek

namluları delmiştir.

                  ***

Geceleyin orman, çalar borusun.

Toplaşır manga, hüda korusun.

Esirgeyip korumaz; sırtın döner.

 Dönmekle, telef olup ihvan,

şöyle tasvir edelim:

Meydan ölü, zından yesir,

küpler altun doluşur.

                 ***

Ekleyelim: Bakın'di kaçarlara!..

Savuşup cümlesi... ervahına yuf.

Ben de onlara şi'rile saldırıp

kafiye sapladım: bakıyetüssüyuf*.

 

İşte kirpiler

buna pek sevindiler.

                 ***

Geceleyin orman, çalar kavalın.

Kaval ki şenliktir, Börtü Böceğe.

Eğleşip gelirler, Milli Cephe'ye

ve Sincap ve Baykuş ve Tilki Soyu.

 

*Kılıç artıkları

 

(Haytalarla Hatmiler'den)

 

 

 

Sözler

 

Burada kal. Öğlen avlusunda.

 

Zamanın yalın diline yerleş.

 

Ufka bakmanın meraklısı ol.

 

Maviye, beyaza, gündüze çalış.

 

Zakkumu anla! Ağusu,

tenime sürdüğüm merhemdir

diye beni, mırıldanıp şaşırt.

 

Ağustos’un hummalı böceğini

onun terli şarkısını

gayret et,

Türkçeye çevir.

Taşlığı yıkamanın

asmayı budamanın

çıplak ayakla yürümenin

hayli zengin

üslubunu edin.

 

Burda kal. Kalıcı zamanda.

Öylen avlusunda.

 

Arın gövdenden. Kendin oluncaya

kadar soyun.

 

Ferah sular dökün.

 

Derin uyu.

 

(Avluda’dan)

 

 

 

Lirikler

 

(39)

Bana güzel haberler ulaştırsay-

dın, içimin rengine aldırmazdım.

Sevinç elbisemi giyerdim

 

(45)

Arındın, duru sularla.

Şimdi gövden,

güneşli

ve diridir.

 

Harlı ateşte

rüzgâr sesiyle

ipek tozuyla sesiyle

ov ve yeşert

 

(46)

Tenin ki,

cemrelerle beslenir

ve hatta şunlarla:

 

Enderotuyla.

Çiğdemli çayla.

 

Söyle bunu, uzun anlat, öv.

 

(Yeni Biçem, 8)

 

 

 

Lirikler

 

Pıt

diyen sesi

dutun

 

Hava ağır ve sıcaktı, gecenin sesi

tenimdeydi, kıyıda tumba

çalıyordum, kimbilir kiminle.

seviştim ah, belki lotüs

çiçeğiyle, belki onun

taçyapraklarıyla.

konuştum

uzun.

 

Soyarken seni,

zamanlar öncesiydi

ve yoktu

incir yaprağın.

 

Telaşla baktım.

Yüzünü ezberime aldım.

Sesim dedim, sesime

dokunsun.

 

Parmak

İzlerimi

silerek

okşuyordum

boynunu.

 

Efendim, onu!

İncelikli

boynunu.

 

İndim koyaklarından

kardım geldim.

 

Eşkıya sekişimle:

 

Gümüş ovan! Kasımpatın!

 

Yoldum yoruldum

cennetinde ilk defa.

 

Mum ışığında gidip geldi gövden

ve ay doğduğunda-

yoktun! Olsun, biraz da yoksulluklar sevişmek.

 

Arındıkça çoğalır

diye insan, öptüm,

bilmem ki yalnızca

seni mi?

Hatta belki

Kendimi

Bile

öptüm.

 

Derin duydum, rüzgârın

ıslığı yoktu! Çünkü saydım,

 

kumun tanesi az’dı! Anladım,

demenin ürkütücülüğünü düşün,

-imkânsızdır anlamak

 

Emdim bitirdim.

Sütüm, dedim.

Helal şiir.

 

(İkindi Kitabı’ndan)

 

  

 

 

 

Babam İçin...

 

Yaz bahçesi! Sefalı vakitler!

Rüzgar narin! Hayat ince!

 

Zamanın rengi

kıvamına erince,

 

Sofalı ardıç

dalı değerdi.

 

Sen, olgun kavun!

Ben, delikanlı peynir!

 

Hemhal olur söyleşirdik.

Genç babam, gencecik babam.

 

 

(Avluda’dan)

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön