Sinan Oruçoğlu (1974)

 

1974 yılında Besni’de doğdu. Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Şiir, yazı ve söyleşileri 1995’ten bu yana Dize, Mavi Portakal, İnsan, Bahçe, Uç, Kum, Akatalpa, E, Kaçak Yayın, Defter, Şiir Ülkesi, Varlık ve Virgül’de yayınlandı. İlk kitabı çirkin ağacı, yasak meyve Komşu Yayınları tarafından 2005’te yayınlandı. İzmir’de yaşıyor.

 

 

Yol

 

I


kendime başlamak farz oldu

 

uzun bir marazdan doğmuşum ben
annemin gözleri acınacak bir ağaçmış
babamın teni durulmaz bir rüzgar
yeryüzü serhoş etmiş içimi
yeryüzü tok içimli bir esrarmış

 

kucağa sığmaz bir urmuşum
herkesin saate baktığı vakitte
bir yıkıntı olmuşum kendime
taşımayla bitmeyecek bir yıkıntı
gömleğim zifiriymiş, boynum
dayanmazmış bu kire, geçermiş
o mevsim de benim geçtiklerimle

 

kendime başlamak farz oldu

 

uyku boşlukmuş uyanıklık ateş
çamların dibinde dururmuşum
ellerimde leylak, ateş ensemi kemirdikçe
giz budur, dermiş gece
sözcükler zehirli birer başlangıçmış kendime
onlarla kurulmuş yoldan geldim
buraya geldim zehirli sözcüklerle
uzun bir marazdan doğmuşum ben
dile gelince çirkinleşen, acımsı
bir tat bırakan tende

 

çocuklar yağarmış odaya yokluktan
harfler, alkol günleri, yıpratıcı zaman
yıkamakla geçmez karartıymış yüzüm
kendini kanat sanıp çırparmış
bütün halleri kalmak olan
dönüp durduğum bir labirentmiş ev
şiirler bahçeye çıkarmış

 

kendime başlamak farz oldu

 

aksi desem ağırıma gider, hasta!
gözlerimi kapayıp bakarmışım aynaya
yağmur benim sevincimi silmekmiş
yağmur ben yokken gelmekmiş...

 

 

II

 

kaldığım yeri unutmuşum
bilinen zamana geçmeli öyleyse...

 

anneme, benden artarsa bir sıkıntı
daha doğur dediydim, rahatlarsın!
utandı ve beni kendime fırlattı
dünyada bir sinek gibi gezindim
çorap yıkadım, ten ütüledim
çıkmaz evlere girdim ah !
ellerimi uçuşan şeylere buladım
içimde gizli bir görev vardı hep
ağaçların görünen yüzüne saklandım

 

kendime başlamak farz oldu

 

farzı kucağıma aldım, soyundum
velev ki ben baştan sona yanlışım
adımı koymanın anlamı ne
adıma dokunmanın, bu toprak beni
benden edecekse bu toprağın

 

sana yürümek yanılgısı ömrüm
asıl yanılgı yalnızca yürümek
rüzgarı hiç anlamadım suyu hiç
yollar sallandı bende

 

 

III

 

bavulumun içine adımı yazıyorum

 

(Çirkin Ağacı’ndan)

 

 

 

Çirkin Ağacı

 

sonra bir ağaç buldum

bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum

bir kadında dolaşmış gibi yoruldum

şarabın mantarı üzdü beni yaşamak ne kadar zor

uyudum sandıydım gece içimden geçmiş

benden ağır gölgemle doğruldum

yakındım toprağa toprağa yakındım

bu nasıl bir ağaç benden de çirkin

bu benim ellerim ne olacak bu benim

fotoğrafta uzun çıkıyor parmaklarım

insan ömründe kısa ne olacak

 

bunaldım ve bunaldım ve bir ağaç buldum

salıncakları biraz yüksek kurmuşlar

ayaklar yere değmiyor binenin boynu bükük

ömrümüz tehlikeli bir oyuncak

yağmur yağsa yağmur gibiyiz

göğe baksam yağmur yağacak

ne tuhaf

 

sonra bir ağaç buldum

ömrüme doğru büyüyen bir ağaç buldum

bizi getirip buraya bırakmışlar beni getirip

kışa girer gibi çirkin

her dalında bulanık bir ay büyüyor ağacımın

benim bu ellerim ne olacak

hiçbir şey ölmez her şey yaşar

ölümü söyleyen taşlar gibi

harfleri yan yana koyup

unutulur gibi deftere yazmışlar

 

(Çirkin Ağacı’ndan)

 

 

 

Dünya İşleri

 

                                             elsa’ya

 

aslında mevsim diye bir şey yoktur!

hayata bakmak için pencerelerden

geçiyoruz,bir oda güneyi görüyorsa

mutluluk!her şeyi bir baş ağrısı gibi

anlıyoruz,okşanırsa patlar yalnızlık

 

aslında sözcüklerin dili yoktur, hep

yanılırız, sokağın çıkmaz olduğuna

bütün büyük hüznümüz, falanca şarkı

dokunur bize, falanca yer

derin bir anlam yüklüdür

kendimizi acıtacak bir kıyı içindir

aranıp durduğumuz

 

ömrü üşür ya da ısınır insanın

bilinsin istenen budur

bunu konuşmak bütün derdimiz

yağan kar,yağmayan yağmur…

 

kuyuya taş atılır onu duymak için

atılan da duyulan da sessizliktir

 

mevsimler sayılırken

herkesin hüznünden geçilir

 

 

(Çirkin Ağacı’ndan)

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön