Timuçin Özyürekli (1950)

 

Son Akşam Yemeği

 

siyah/beyaz bir fotoğrafa nasıl bakarsınız?

ortasından kan sızıyorsa, duvarda halı desenleri

şölen sofrasındayız tarih titreyerek konuşuyor:

gelenler yanlarında kuş sesleri getirmişler,

biz böyle toplantıları ‘yorgun’ çok yapmadık mı?

 

 

bir demet sevgi suyuyla büyütülmüş hercai menekşe

örselenmiş yapraklarıyla titreyerek duruyor öylecene

ölmek üzereyken cansuyu bulmuş dikilmiş gökyüzüne

inançla pekişmiş sesler dolaşıyor, yüzler gergin

biz böyle toplantıları ‘kucaklaşarak’ çok yapmadık mı?

 

türküler dalgalanıyor herkes sevinçlerini göndermiş

can dostlarım burada biliyorum, cansız düşmanlarım da

ışıklar sönüyor, hafif bir rüzgar uzun kirpiklerimizde

mumları yakalım ellerimiz kenetlensin “barış” adına

biz böyle toplantıları ‘tartışarak’ çok yapmadık mı?

 

her şeyin sığabildiği dünya kadar bir masanın etrafında

duralım birbirimize yaslanmadan aykırı düşüncelerimizle 

kimse duymak istemiyor zehirli yılanın çıngırağını

inanmış da var, ihbarını çatal yüreğinde gizleyen de

biz böyle toplantıları ‘yoksayarak’ çok yapmadık mı?

 

işaret ediyor çatıdan sızan ışık ihanetin yüzünü

çağırın fotoğrafçı gelsin, kameralar yakalayamaz belki

kimse kimseye dokunmasın, sakın ha parmak izi kalır

haykıran şairler usulca çekilirler gizli koyaklarına

ah biz böyle toplantıları hiç yapmadık:

                                         Bu son akşam yemeği...

                                                           

(Adam Sanat, 115)

 

 

 

 

Beynimde Çıldıran Akrep

 

yalnızlık ürkütücü, geceleri hiç ışıkları yakmıyorum

üçüncü kadehten sonra başlıyorum seni düşünmeye

ıslak yatakların kirli yastıklarına başımı bıraksam

bir garip erkek kokusu, filizlenmiş bir aşk çimeni

görsen delirium ataklarında, hezeyanlar içindeyim

koynumda sık sık bilenmekten incelmiş çerkes kaması

karanlığı parçalıyorum kollarım yorgun düşene kadar

 

yalnızlık ürkütücü, geceleri hiç ışıkları yakmıyorum

sen bilmezsin, ah bilemezsin gözlerim ışık demetleri

bir gün ansızın ölüm gövdemi esir aldıktan sonra

çürüyen yanım vahşi yanıma usul usul seslenecek :

" Uzak yalnızlıklarda o kiminleydi? Kiminle olacak?"

kokuşan etlerim ilahilerle kemiklerimden ayrılırken

badem bıyıklı mevlüdhan yakaracak : "Ondan sonra kim?"

 

yalnızlık ürkütücü, geceleri hiç ışık yakmıyorum

ihanetini biliyorum, gözlerimin önünde oldu her şey...

telefondaki ses hep kulaklarımda kampanalar çalıyor

sanrılarla kuşandım, hayat: hayal artı aşk değil mi?

yer tanrının azabına gök tanrının muradına seslen :

seni bağışlamıyorum bilesin ve haydi yoluna git,

çevrem ateşler içinde, zehirim kendime yeter...

 

(Adam Sanat, 109)

 

 

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön