Turgay Fişekçi (1956)
 
Asmaların Dansı
 
1.
Bir Akdeniz Haziran’ında
Öğleye doğru.
Yalnızca kavaklar altında öten cırcırların sesi
---Sıcaktan kaçın diyen sirenler---
Taş sofada
Güneşin yaktığı otların ve toprağın soluk kesen buğusu
Sırtları serin duvarlarda
Köşede yirmi taş oynayanlar :
Kız ergen gibi , oğlan daha kısa pantolonlu.
Kızın taşları süpüren eli
Oğlanın paçasından yavaşça süzülüyor içeri.
Birazdan yüklük odasında
Her günkü oyunlar.

 

2.
Yağmurlu günlerde seviş benimle
Kuşlar çinko damı gagalarken
Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda
Sıcak öğlesonlarında seviş benimle
Buhurlar tüterken tenimden
Yanan toprağın buğusu soluğumken
Bahar günleri dereboylarında seviş benimle
Kestane saçlarında kelebekler asılıyken
Yaz geceleri kurumuş dere yataklarında
Sıcak kumlar yatağımız , söğütler çatımız , duvarımızken
Ne olursa olsun sabahları seviş benimle
Dinlenmişliğin gücü kaslarında
İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran
Sonra ilk kez görür gibi algılaman için
Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya

 

3.
Kol kıvrımımdan öp beni
Tüylerimin arasında yollar açan dudaklarınla
Mavi damarlarımdan
Bileklerimden öp beni
Nabzımın tıpırtısı tavşan dudağını titretsin
Öpüşten bilezikler kollarımda
Parmaklarımın ucundan öp beni
Soyulmuş yumurta beyazlığındaki etimden
Öpüşlerin yanıp geçen bir ışık değil
Uzun yazların güneşi gibi kalsın tenimde

 

4.
Asma bahçelerde gezerken omzuna değen elim
            kristal taneler gibi döküverir seni toprağa
Basma entarinin çıplak altı ter ter istek
Altımda canlı , bulunmaz bir yumuşaklık
            sırtımı göğe dayayıp beni ezen
Memelerini emerken , bacaklarını kıstığında
            solumaların volkanik lavlar
Sen bitersin başlar asmalar
              açıp kollarını dans etmeye
Neyimi beğenir bilmem
              bırakmaz beni
Yeşil , filiz dudakları
Geniş yapraktan elleri
              dönerken çevremde
                             sürünür boynuma 
                                                  göğsüme
Sallar memelerini salkım sal
                                           -kım
Hangisi tatlı , bir de bundan em bakalım!
 
 
 

 

Evrim

 

Pembe bir çiçek nasıl bir şeftaliye dönüşür biliyorum

Gözlerimin önünde çağlaları, dibine döktüğüm sular

Güneşin fırınında günler boyu kızarışı teninin.

 

Avlumda bir deli güldün,dikenlerin ellerimde

Saçlarının uzamasını izledim, tırnaklarının sertleşmesini

Duydum hayatın ağırlığını, dokundukça sırtındaki eğime.

 

Hiç görmediğim gündoğumlarının ışığıdır yüzündeki

Karabiber yapraklarından yansır yastığıma

Dalında unutulmuş bir mangonun kokusuyla.

 

Boynundadır bütün akşamlar, yorgun kirpiklerin teleklerinde

Kuytularındaki nem sarsar yapımı, sarsıldıkça ben böyle

Düşlerce uzak duru önümde, düşlerce uzak olan.

 

 

 

Sana Yaraşan


Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Gülersin
Mum çiçeklerinin pembe kokusu yayılır dünyaya
Günebakanlardan bilinir yerin
Ezan çiçekleri akşamı beklemez , açar
Güçsüzleşir kalemim

Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Ağlarsın
Gözyaşların uğur taşı olur çocukların göğsüne
Kötülük utanır kendinden
Anneyle baba barışırlar
Ben , sulugözlü ben
Bilemem ne yapacağımı
Yürüsen şiirler kaçışır
Sanki incecik bileğinden dökülürler
Beyaz , ipek çorabın sardığı
İçimde aşkım akan mavi damarların geçtiği
İncecik bileğinden

Başka türlü mutlu olamam
Sana yaraşan şiiri nerden bulmal
ı

 

 

Son Dünya Savaşı

 

Sığınaklara indirelim kuşları
Ne ciğerlerinin dayanabileceği gökyüzü
Ne içebilecekleri bir yudum su kaldı

 

Sığınaklara indirelim balıkları
Kurşuni gövdeleri kurşunlaşmadan

 

Sığınaklara indirelim ağaçları
Cevizleri, çınarları, servileri
        Üzerindeki sincaplara dokunmadan

 

Arı bakışını çocukluğun
        İndirmeliyiz sığınağa
Kirli bir kağıt para gibi buruşmadan
        Elinde hayatın

 

Ucu işlemeli mendili, kavun kokusunu
Yumuşaklığını bir dere yatağının
Penceredeki hanımelini
Zor günlerde alnımıza konan o eli

 

Sığınağa indirelim Dünyayı

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön