Ülkü Tamer (1937)

 

Sıragöller

 

Haşhaş tarlaları arasından geçeceksin,
Beyaz ve mor haşhaşları havaya savurarak
Yeni bir afyon bulacaksın kendine.
İşte o zaman beni unutma,
Şairini, onun şiir yazan ellerini,
İçine dizilen sıragölleri,
Kendi kendine konuştuğun seni,
Her şeyi, hiçbir şeyi unutma.

Zakkumların arasından bir şehre gireceksin,
Aşk şiirleri, tabiat şiirleri, tarih şiirleri düşünerek
Bir dinamit yapacaksın kendine.
Korkma, ateşle onu.
Öldürecek nice balıklar vardır sularında,
Patlamayla dirilecek nice balıklar vardır.
İşte o zaman an beni, yaşa beni,
İşte o zaman unutma beni.

Hatırlanacak çok hüzünler bulacaksın,
Onların tohumunu havaya savurarak
Uzun bir yolculuk yaratacaksın kendine,
Her şeyin, hiçbir şeyin yolculuğu.
İşte o zaman an beni, yaşa beni,
Kıyılarda bile boğulan seni,
Bir saz kuşu olarak gezinen hayaletini,
Çeliğinden kemik oyan gövdeni.

İçinde bir kaçakçı yaşar senin,
Kayıkla dolaşır göllerinde,
Beynine tabanca ve şiir satar,
O kaçakçının bakışını sakın unutma.

 

(Sıragöller’den)

 

 

 

Ölümdü Adı

 

Ölümdü adı onu ilk gördüğümde
Sonraları da hiç değişmedi;
Kalesinden gösterdiler bir şehrin onu,
Onu gördüm ve ormanı gördüm uzakta,
Ne yapsam değişmiyecekti adı.

Bir kılıç verdiler bazı savaşlar için,
Arkasından bir ev kurdular bana;
Bir kazma verdiler bazı savaşlar için,
Arkasından bir ev kurdum onlara;
Akşamları çiçeklerle uğraştım biraz,
Yaşlanır, çiçek olurdu bazı komşularım,
Akşamları yemek yerdim bazılarıyla;
Biz toplandıkça büyürdü ölüm, adı ölümdü,
Şehir büyüdükçe azar, çıkardı çarşılara.

Adı ölümdü çünkü onu yarattığımız zaman,
Her akşam kanardı dudaklarındaki kuş
Ölümdü adı, ona her gece taşındığımda
Alışkın olduğum bir darağacından,
Gülerken boğazının karanlık boşluğuna
Ölümdü, sokaklarında dolaşırdı şehrin,
Saat kulesini getirmişti uykularıma.

O kadar ölümdü ki, o kadar da çalışkan,
Kimseler kurtaramazdı beni ölümden başka.

 

(Soğuk Otların Altında’dan)

 

 

 

Yazın Bittiği

 

Yazın bittiği her yerde söylenir.
Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir
Ölüleri örten yapraklardan başka.
Çünkü sahiden yaz bitmiştir,
Göle bakmaktan usanır insan,
Koru tutmaktan, yol gözlemekten;
Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;
Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka
Artık yaprakları beklemektedir.
 
Aşk mıdır kış gelince başlayan
Beyaz kılıçla yürüyen aşka...
Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,
Yazın her yerde bittiği söylenir;
Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra;
Kardan mezarları görülür ıssızlığın
Ölü öpüşlerin koyuluğuyla...
Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,
Cesur savaşçıları taşıyan kışa.
 
Her yerde yazın bittiği söylenir,
Çürür çiçeklere yapışan kanlar;
Belki uzaktan iki atlı yaklaşır,
Belki yakından iki yaprak kalkar;
Akşamın örtüsü derelerde yıkanır,
Gökyüzünü görünce gecenin devi
Çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar,
Cüceler bunu bilir, gürgenler bilir,
Aşkın uyumadığı her yerde söylenir.
 
(Gök Onları Yanıltmaz’dan)
 
 
 

Üşür Ölüm Bile

 

Bir ormanda tutup onu
Bağladılar ağaca
Yumdu sanki uyur gibi
Gözlerini usulca
 
    Bir soğuk yel eser
    Üşür ölüm bile
    Anlatır akan kanı
    Beyaz sesiyle
 
Diz çöktüler karşısında
Sonra ateş ettiler
Parçalanan yüreğine
Yuva kurdu mermiler
 
    Bir soğuk yel eser
    Üşür ölüm bile
    Anlatır akan kanı
    Beyaz sesiyle
 
Gelip kondu bir güvercin
Ellerine o gece
Kırmızı bir çelenk oldu
Bileğinde kelepçe
 
    Bir soğuk yel eser
    Üşür ölüm bile
    Anlatır akan kanı
    Beyaz sesiyle
 
 
 
 
 
Bruegel
 
Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.
Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.
Zaten her yanda hüzün görülür
Uzakta çocuklar kayıyorsa,
Kızaklar tahtadan yapılmışsa,
Kar dinmişse,avdan dönüyorsa avcılar,
İnsan anlamışsa ansızın, başladığını
Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.
 
Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları
Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;
Soluk alır, tüy verirler yorulunca,
Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,
İçinde tazılar yaban ördeklerini,
Çantalı okullular kar tanelerini avlar.
Norveç'in nüfusunu bilir de okullular
Karın nüfusunu bilmezler nedense.
Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.
Norveç'ten söz açan şiirlerde.
 
Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.
Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.
Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi
Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;
Unutmazdım, yelkenin bir köşesine
Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.
 
İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.
 
 

(İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür’den)

 

 

 

 

Hançer

 

Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi
Kare taşlardan yapılmış bir avluya;
Hem değerli, hem keskin bir hançerdi.
Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur
Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.
 
İskeletine kan yapışmıştır yer altında,
Solucanların, atmacaların kanı.
Avluyu örten kan taşlarına düşüp
Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde
Uçmalarını gönderen atmacaların kanı.
 
Yollarındaki fenerleri yakmıştır deniz.
Hançer tek yenilgisini bizden almıştır,
Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama,
Düşerken kanatlarına tutunan kuşlara.
Ve biz son yenilgimizi ondan almışızdır.
 
Bir dilencinin sesindeki gri sessizliği
Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü,
Denizleri sırtlarında birer panterle geçen
İp yürekli gemicilerin yüzünü ürkütüyor
Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü.
 
 

 

 

 

Küheylana Ağıt

 

Uç küheylanım,uç,

küsü mü tutarsın yıldızlarla ki

başını bile çevirip göğe bakmazsın,

pusarsın bağın orta yerinde,

alacak üzümlerle dikersin gözlerini;

niye uçmazsın?

 

Senden ötürü ne derler bak Sakcagöz’de:

“Neresi küheylanmış onun;

kişnese karga kağladı bellersin.

Sağsız beygirin teki.Kırşak tarlası.”

Bunları derler,daha nicesini söylerler.

Ama küheylansın sen,

küheylanımsın;

uç küheylanım,uç

gecenin içine fışkır,yaldır yaldır yansın kuyruğun,

gelişini seyyareler birbirine fısıldasın;

bukağı mı geçirdim sana,

niye uçmazsın?

 

Gözlerim acıştı sana bakmaktan.

Nice geceler geçti,

ay değirmi oldu hüyüğün üstünde,

böcekler kemirdi çultarını,

o çultar ki,attın mıydı sırtına

kıştan ve alevden korurdu seni,

bütün büyülerden korurdun seni,

çifte benekli şehla gözlerden,

kantaşı altındaki akrep yuvalarından,

yıldırım vurmuş payam ağaçlarından,

her bir şeyden korurdu seni,

muskaydı sana

ağusunda karşı kara yüreklerin.

 

Kıpırdan biraz.

 

Sen bu dünyayı arayatı mı belledin?

                                                                                 

(Kitap-lık, 31)

 

 

 

Günlerden Sevdalardan

 

1.Şiir

 

Nereden geliyorsun?

 

Sessizliğin başkentinden geliyorum

Durgun göller ülkesinden

Pınarın büyüsünden

 

Hışırtısından geliyorum yaylanın

Bir dağın bir ağaca söylediği şarkıdan

Ovadaki tek çiçekten

 

Bir yayın yelesinden geliyorum

Yeraltında koşuşan kökler arasından

 

Açılmamış bir kitaptan geliyorum

Yalın bir şiirin güzelliğinden

 

Güzellikten geliyorum, güzelliklerden

Yürekteki kuş tüyünden, balkondan

Camın buğusundan

Çarşafın ütüsünden

Tabağın beyazından

Bir ihtiyarın gülümseyişinden geliyorum

Bir annenin dalgınlığından

 

Kedilerin gözlerinde okunan

Tarihinden geliyorum kuyumculuğun

 

Karın arkasındaki maviliğe

Gökyüzüne boydan boya kazınmış

Bir mühürden geliyorum

 

Uzak bir yıldızdan geliyorum

Geceleri geliyorum, sabahları

Gündüzün ortasında, ikindinin içinde

 

Savrularak geliyorum, fırtınayla

Elinden tutup bir kasırganın, onu da getiriyorum

 

(Adam Sanat, 94)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön