Zerrin Taşpınar(1947)

 

Susması Toprağın Yarılıp

 

esmer akşamların boyutlarında

yağmurdur çağrışmalarla yaklaşan

toprağın yarılıp kuruduğu zaman

yırtıp gökyüzünü

ürkütüp düş pazarlarını reklamların

uzun yangınların ardından patlayan

yağmurdur.

 

Kan damarlarında bir kentin

her anda  ince vuruşlarla varolan

uyanık-gergin

ateşli bir bebeğin ağlamasıyla duyulan

-ilaçsız ve yorgun bir bebeğin ağlamasıyla-

yağmurdur.

 

Sıcak yaz günlerinin sararttığı otlardan

kanallardan, azalan barajlardan

eksilmiş santrallerden yansıyan

öfkesiyle bilge insanların

katıp önüne –ne varsa toprağa gevşek basan-

yüzeysel ne varsa önüne katıp

geniş sağrılı kısrakların nal sesleriyle yarışan

yağmurdur.

 

 

 

Sivas

 

Ölümün hasatıydı Sivas ve bol oldu ürün

bir tırpanın ucunda savruldu sesimiz

sesimiz Yasemin,Gül,Hasret

ince ve uzun kanatları kırlangıçların

sesimiz sabah serinliğinin çiğ damlaları.

 

Unutsun bütün şarkılarını bu şehir

unutsun ipeksi dönüşlerini turnaların

unut beni sevgilim

yarısı kül bir kadınım artık.

 

Hep böyle ıssızmı olur katliam sonrası kentler

ırmak bile susarmı,rüzgar korkar mı sokalardan

bitermi çığlık ateş ve dumanla..?

 

Sevgilim insanla kulun çalıştığı yerdeyim

inançsızım,iğretiyim,küskünüm

yine de özlüyorum yaşamı.

 

Ölü çocuklar da doğurgandır ölü aşklar gibi

kesilmiş kavaklarda ıslık çalar

dilini yitirmişse de şiir

bir deniz feneri çizmenin tam zamanıdır.

                                                   

       

 Temmuz 1993

 (Anılarda Şimdi'den)

 

 

 

 

 

Yaz Bitti

 

Dalgın bir kırlangıçtı annem

uçmayı öğretmedi bize

yaz bitti…

 

 

yaz bitti…Kendine dönük bir bıçağı

bileyerek bitti yaz…Usulca soldu iskele

 

üşüyen sulara bıraktım bedenimi

dedim ki aşk, bir kez daha

fırlatıp kıyıya attı dudağımdaki tuzu emerek

sessizce yalvararak içine çekti sonra.

 

Ah! Bir deniz kızı olsam

bir mercan ada

mavi bir yelkenli

 

kimseler anlayamıyacak bu ilişkinin

bende çoğalttığı kederi

 

Her sabah nar ağacından öten bülbülü anlattım ona

sözcüklerimi  sorgulayan kül rengi kuşunu akşamüstlerinin

asmanın bu yıl üzüm vermediğini anlattım

dalgaları dinlediğim geceleri, herkesten gizli.

 

Kumsalı avuçlayıp okyanusu tanıdığımı anlattım

bir denizatıyla yaşadığım düşünsel serüveni

güneşin tenimde nasıl dolaştığını ve unutturduğunu yalnızlığımı

dağların ucuna konup konup kalkan bulutu anlattım

 

O bana ne ölüm oruçlarında kalan ömrümü sordu, ne kirli savaşı

ne de askere alınan oğluma getirdi sözü

erken inen bir yaz gibisin dedi yalnızca

sıcak saçlarındaki siyahı solduracak

ve tuttuğun yas yakışacak yüzüne…

 

Yaz bitti, dedi, oturduğu taştan hafifçe doğrularak

günlerdir bize yol gösteren ezgi

göçmen bir kuşun kanadında Kumsal

sensizliği yaşamaya başladı çoktan

 

Yaz bitti, dedi, incecik dildi domatesleri beyaz tabağa

peynir ve yeşil biber ve mavi bir hüzün

uzakta, çok uzakta ağlarınıatan balıkçılar

ve gözyaşının yalnızlık olduğu dünya.

 

Yaz bitti, dedi, az önce yaktığı ateşte ısıttı ekmekler

bir çağ kapandı sanki…Ürperen akşam

suskunluk olup kondu dudaklarına

yaz bitti, dedi, kalbim seninle çarparken yaz yaz bitti…

 

O gece ağlarını onardı balıkçılar

sarı ışığında fenerlerin

teknelerini yıkayıp parlattılar

sandalcılar yakamozlar astı  küreklerine

 

hep birlikte açık denizlere gittiler

silmek için çapalarına dolanan pası.

 

O gece bir bekleyişti ömrümüz

uzun , sakin, umutla berkitilmiş.

Dağ koyaklarından getirilmiş ,taze

sütleri içtik ve eski ağılların

çıngırak seslerini doldurduk ceplerimize.

 

Çıkıp geldi Homeros, yorgun

ak bir ihtiyar, dayanmış asasına

aşkı ne yaptınız diye sordu

hangi küle kardınız günlük kokulu aşkı.

 

Yanıt bile beklemeden yürüyüp gitti.

 

Baktık ki ayak izlerinde ay

öpüşüp duruyor denizle.

 

Sen yokken, denizin başladığı yerden doğardı güneş

kumları yıkardı, gümüş oyuncaklar salardı suya.

Dağlara çekilirdi sonra ve rüzgar

susam ve sakız kokularını karıştırırdı birbirine.

 

Çocuklar uyurdu serin uykularda, lacivert bir dinginlikti akşam

kıyıda ateşler yakmazdım, bir şiir sokulmazdı düşüncelerime

rastgele derdim balıkçılara, sabrınız bol, ağlarınız dolu olsun

yalnızlık kardeşimdi hüzün nehir yatağındaki zakkum.

 

Şimdi ben, düşlerimde balığa çıkıyorum her gece

her gece bir sardunya sararıp düşüyor, her yolcu

yüreğimi ağrıtıyor biraz. Bir kırlangıç sesimi tırmalıyor durmadan

yaz bitti, diyor, kalbim seninle çarparken bitti yaz…

 

Günün ilk sesi, gecenin son iç çekişiydi

sevgiden doğmuştu aydınlık, harlı ateşten sıcacık kül.

Dağ gerindi, asfalt anımsadı uzun bir yol olduğunu

usulca sallandı tekneler, gözlerini açtı orman

bir saklı liman usulca çıktı yeryüzüne

 

Ötede Hadrianus parlak giysilerinden soyunuk

kılıçsız, kalkansız, bir kemerdi herkesin unuttuğu

 

Yaz bitti, dedi.Tarihte, tanrıların geri çekildiği

insanın tek başına direndiği o benzersiz an’ı yakala

yüreğinle tut zamanın en masum saatini.

 

Az sonra Roma’ya yerleşecek yoksul İsa

ilk mermi fırlayacak kovanından

ilk kan, bir destan gibi sunulacak

ve okşanacak bir altınla barbarlığımız.

 

Yaz bitti, dedi, kalbim seninle çarparken bitti yaz…

Ötede Hadrianus, kırallığını aşmış bir bilici

barışın titrek ışıklarına bakarak

gözleri açık gitti ölüme ve yaz bitti…

 

 

Anladıkve acıdan kır düştü saçlarımıza

denizin üstünde kalkan tülsü bulutu örtündü köy

korsanların kutsal tapınağına çevirdi yüzünü

yıkılan seralardan, bozulan meyve bahçelerinden

yükselen ağıtı duymadı  hiç.

 

Yaz bitti… kendine dönük bir bıçağı

bileyerek bitti yaz…usulca soldu iskele

 

Kıyıdan el salladık beyaz bir gemiye

gemi gülümsedi. Ne top atışı, ne bir bayrak, ne isim

anladık bir dosta veda ettiğimizi…

 

(Pencere, Ocak-Şubat 1997)

 

 

 

 

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön