Şiir Defteri Üzerine Söyleşi

 

 

Şiirin varlığına ve geleceğine dair olumsuz tartışmaların hüküm sürdüğü edebiyat ortamımızda iki genç şair ‘Şiir Defteri’* adı altında kapsamlı bir çalışmaya imza attı. Toroslu Kitaplığı’ndan çıkan şiir Defteri 2004 yılında dolaşımda olan yüzün üzerindeki dergi ve fanzinden hareketle hazırlandı… Modern Türk Edebiyatında gerek yöntemi gerekse kolektifliği eyleme dönüştürmesiyle birçok alanda ilki gerçekleştiren Şiir Defteri’nin ayırt edici bir başka tarafı da 1960’tan sonra doğan şairleri kapsıyor olması. Ki tavrını 1980 öncesini ve sonrasını hem edebi hem de siyasi yansımalarıyla değerlendiren yazılara da yer vererek gösteren Şiir Defteri; bir yönüyle antoloji, bir diğer yönüyle ‘yıllık’ diye nitelendirilebilecek kaynak bir kitap özelliğinde. Çalışmayı hazırlayan Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu’yla ‘Şiir Defteri’ ve 1980 sonrası şiiri konuştuk…

 

Söyleşi: Özcan Erdoğan

 

           

 

-Modern Türk Edebiyatında bir ilk olarak, kolektif bir anlayışla hazırladığınız bu çalışmanız yıllık, seçki, antoloji vb. çalışmalar için yeni bir yöntem de öneriyor.Hazırlıklardan, oluşum sürecinden bahseder misiniz?

 

            Cenk Gündoğdu :Çalışmayı Şeref Bilsel’le birlikte hazırlamaya karar vermeden evvel de yıl içerisinde yayımlanan edebiyat dergilerini gerek bir editör gerekse şiir yazan yayımlayan biri olarak dikkatle takip ediyordum. Yıl içerisinde yayımlanan dergileri paylaşarak inceledik. Karşılıklı notlar aldık. Böylece daha sistemli ve disiplinli bir şekilde dergileri okumalarımıza almaya başladık. 2004 yılında Türkiye’de yayımlanan tüm dergilere ulaşmaya çalıştık. Bu noktada şunu söylemeliyim ki gerçekten bizi arayıp soran, dergilerinin iyi bir dağıtım ağı olmadığı için adresimize dergilerini postayla gönderen ilgili editör arkadaşların katkıları büyüktür. Yanı sıra dergisi dağıtılmadığı, hiçbir dağıtım kanalıyla ulaşamamamıza rağmen dergisini göndermeyen, çalışmaya duyarsız kalan arkadaşlar da yok değildi. Yıllarca ‘yıllık’/seçkilerin dışında kalmaları belki duyargalarını nasırlaştırmış olabilir…

            Yıl bitinceye kadar tüm şiirleri bilgisayarımıza girdik. Yıl sonunda şunu görebiliyorduk. 2004 yılında bir dergi/şair kaç şiir yayımladı, bir şair aynı şiirini hangi dergilerde bir daha yayımladı, en çok hangi şairin şiiri çevrildi,.. gibi birçok sonucu elde edebiliyorduk. Yıpratıcı, zor bir süreçti. Arkadaşlarımızın yardımları olmasa çok zor olurdu.

            Bir şairin yıl içinde yayımladığı şiirlerin çıktılarını alıp yan yana koyduk. Değişik zamanlarda o şiirleri okuduk. Deneysel bir çaba, yenilik, bir arayış, kendi şiirinin ötelerine gitme hali hangi şiirde var ise o şiirleri seçici kurula sunmak için seçtik. Bu süreçte 10 000’e yakın şiiri defalarca okuduğumuzu söylemeliyim.

            Yayın kurulunu seçerken farklı şiirin izini süren, beğeni ve estetik algıları birbiriyle örtüşmeyecek isimleri seçmeye çalıştık. Gelen mail, telefon ve yüzyüze görüşmelerden aldığımız tepkilerden anladığımız, bu yöntemin sürmesi, devam etmesi yönünde…

            Bu dört şair birbirini görmeden, oturup bir araya gelmeden, kendilerine ulaştırdığımız kapalı zarflardaki şiirlerin böyle bir çalışma içinde olup olmayacağına karar verdiler. Bize şiirleri yaklaşık 3 hafta içinde teslim ettiler. Yayın kurulumuzda bulunan dört şairimiz de büyük bir samimiyetle -şairi değil de-  şiiri göz önünde tutarak seçimlerini gerçekleştirmişlerdir.

 

-İki genç şair olarak “1980 Sonrası Şiir ve Hayat” alt başlığıyla hazırladığınız Şiir Defteri’nde, şiirde 80 Sonrası’na vurgu yapmanızın ve 1960’dan sonra doğan şairlerin geçen yıl yayımladıkları şiirleri üzerinden bir kesit olarak bunu sunmanızın nedenleri nelerdir?

 

            Şeref Bilsel :1960’tan sonra doğanlarla bu çalışmayı belirlememizin ana nedeni, ortaya koymak istediğimiz yöntem ve tekniklerin sınırlandırılmış bir alan içerisinde daha belirgin hale geleceğini düşünmemizden kaynaklanıyor. 1980 tarihi ise herkesin hafızasında bir açıklığa işaret etmesi bakımından önemli…Bu tür çalışmalar sosyolojik bir zemine dayandırılarak ortaya konmalı; yoksa önünüzde uçsuz bucaksız bir alanla neyi nereye yerleştireceğinizi karıştırırsınız. Sözgelimi neden hiç kimse “Kılık Kıyafet Devrimi Sonrası Türk şiiri Antolojisi” adı altında bir çalışma düşünmez…Bizim edebiyatımız dış müdahalelerle şekillenmiş, özü biçime uydurma peşinde kalıptan kalıpa dolup boşalarak seyrini sürdürmüştür. Şiir Defteri toplam 330 sayfadan oluşuyor; bu hacmin sadece 97 sayfası şiire ayrılmış…1980 sonrası şiire başlayanların yazdıklarının içerisinde ister istemez kendilerinden önceki şairlerin biriktirdikleri var…Şiire bir yönüyle bulaşmış herhangi birisine 1960 öncesi doğanlara yönelik sorular sorsanız yahut antolojileri karıştırsanız bir fikir edinebilirsiniz; ama son dönem- özellikle son çeyrek yüzyıl- şiirimizdeki  isim yoğunluğundan kaynaklanan karmaşa bu durumu engelliyor. Bu döneme dair bir çalışma yapma ihtiyacı uzun zamandır ortada duruyordu. Sadece ödül aldığı için yıllıklara girenler dışında şiirini belli bir örgüye vardırmış birçok şairin varlığından sıradan okur habersiz..Bu çalışmaya konu olan kesim ustalarla beraber ( Dağlarca, İlhan Berk, Arif Damar, Gülten Akın…) aynı dergilerde yazmayı sürdürüyor…Gelecek zamanlarda kimlerin ayakta kalmadığını görebilmek için bile böyle bir kitaba gereksinim duyulabilir.

 

-Eleştirmen veya şair bir kişinin beğenisiyle sınırlı yıllık çalışmalarında; şiirlerin seçiminde gerek yayınevleriyle/dergilerle olan, gerekse kişisel ilişkilerden dolayı ister istemez bu tür çalışmaların gölgelendiği de oluyor. Şiar ya da eleştirmenin yıllık hazırlamasına nasıl bakıyorsunuz, bu konuda düşünceleriniz neler?

 

            Cenk Gündoğdu:Bu tür çalışmalara bence iki don giydirerek bakmalı: Eleştirmen ve şair! Verili edebiyatımızda bellek oluşturacak, döneme dair olumlu/olumsuz izler taşıyacak, ayna tutacak çalışmalar ister istemez hazırlayanı bir iktidarın tırabzanlarında buluşmaya götürecektir. Her ne kadar reddetse de bir biçimde iktidar oluşturacaktır. Bu noktada hazırlayanın bahsedilen iktidarı,  nasıl algıladığı ve onunla ne şekilde ilişki kurduğu önemli. Elbette şair de bir iktidardır. Şiiri, okuru, kağıdı, kalemi mürekkebi ve halkı vardır. Şair kendini oluştururken uzak/yakın ilişkilerin içerisinde bulunmuştur. Kendi özel tarihini belirleyen ilişkilerini –politik, ideolojik, feodal bağı,..- görmezden gel(e)mez. Şiiri ile bir kan bağı kurmasa dahi aynı derginin etrafında olması, aynı ideolojik iklimi teneffüs etmeleri,… şairin bu ilişkilerin dışında davran(a)mamasına sebep olacaktır. Bu tür çalışmalarda hazırlayıcı, bırakın kendini ve çevresini kapsam dışında tutmayı her daim öncüllemenin yolunu oluşturacaktır. Meseleye buradan bakıldığında şairin; antoloji, yıllık, seçki, edebiyat tarihçesi gibi verili edebiyatımızda aktif ‘iktidar’ oluşturacak bir çalışmayı hazırlaması bir eleştirmene göre görece daha tehlikelidir. Ateşten gömlekle dans etmenin açmazları çoktur. Tabii tüm bunları söylüyor olmak, şair başarısız olacak anlamına da gelmiyor. Eleştirmene dönüp baktığımızdaysa Onu, cenk meydanının gömleğini giymiş, kuşanmış görürüz. Biliyor ki, heykeli dikilmiş, dikilecek hiçbir eleştirmen yok!

 

-Bu çalışmanın yıllardır devam eden bir yaşlı-genç şair hiyerarşisini bir şekilde kırmak temelli de olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

            Şeref Bilsel:Yaşlı-genç hiyerarşisi diye bir saptamadan bahsetmek doğru değil; “genç” sıfatını şiire hediye eden gençlerden önceki kuşaktır. Bugün doksan yaşını geçtiği halde 20 yaşında bir arkadaşımızdan daha genç şiirler yazan şairlerimiz var; bu durumun tersi de doğru;  o halde bu sıfatı şairler için değil de şiir için kullanmak daha sağlıklı. Hüzne yakışmayan birtakım kartalmış şuaranın olması bizi böyle bir ayrıma götürmemeli. Türkçe birçok cepheden işlenen deneysel çalışmalara açık bir dil haline geldi. Dağlarca’dan bir “Çocuk ve Allah” kitabı kimse beklemiyor; İlhan Berk, dizeler birbirinin tarlasına girmesin diye mısra başlarına numaralar koyuyor; koysun…Yazmayı diri tutabilmek peşinde yapılan her türlü girişim şiir dilimize zenginlikler sunmaktadır. Şimdi gençler on yıl sonra ölülerin arkasından konuşmak yerine aramızda yaşayan ustaların yüzüne karşı konuşmayı yeğlemek durumundadır.Şiir kabullerle , boyun eğmelerle gelişmez; şiir uyanık hafızalarla, gözlerle, kulaklarla, uyanık sözcüklerle gelişir. Gençlerin biat etmesi, belli kolonilerin ve zümrelerin içinde kendilerine sıvazlanacak, taltif edilecek yerler araması bahsettiğiniz sanal bir hiyerarşinin gündemde kalmasına neden oluyor. Her gün tünele girip çıktığı halde,  bir kez Galata Mevlevihanesi’nden, Divan Edebiyatı Müzesi’nden içeri adım atmamış bir genç şairin ustasına şirin görünmek adına yıllarca bir divanın üzerinde kıpırdamadan bağdaş kurup oturmasını hangi aklı başında insan sahici ve geliştirici bulabilir.

 

-Şiir ödülleri ile ilgili olarak: “…adlarına şiir ödülleri düzenlenen şiirimizin sesi olmuş şairlerimizi, ‘genç’ şairi, ödül kavramını ve seçici kurulu kirletecek boyutlara ulaştı.” diyorsunuz. Ödüllerle ilgili hiçbir habere ve duyuruya Şiir Defteri’nde yer vermiyorsunuz….

 

            Cenk Gündoğdu:Şiire ve şairin yazdıklarına yakın durmayan yayınevlerinin tutumu ‘genç’ şairi ödüllü olmaya, kitaplı olmaya doğru götürdü. Bu süreç maalesef ödül/yarışmalara karşı bir tutumu olan arkadaşlarımızın bir çoğunu kitaplı olmak için adları kendi şiirleriyle yan yana gelmeyecek hatta yaşayıp yaşamadıklarını dahi bilmedikleri şairlerle anılmaya götürdü. Götürüyor da(!)

            Dergiler şairlerin aurasıdır. Orada soluk alırlar, havalanırlar, güneşlenirler, olta atarlar, denizden dönerler, düş tutarlar, uçuşurlar,… ‘Yıllık’, seçki, antoloji hazırlayanlar için dergiler önemli bir kaynaktır. Bugün ise bir dergide şiir, deneme, eleştiri yayımlatmak bu tür çalışmaları hazırlayanlar içinde yetersiz olarak algılanmaya başlandı. ‘Genç’ şair,  ödüllü olmayı yıllık/antolojilerde yer almanın bir aşaması olarak görüyor.

            Biz de ipliğini pazara çıkaran ödül kavramıyla hem imzamızı hem de çalışmamızı kirletmek istemediğimiz için ödülle ilgili hiçbir duyuruya/habere ‘şiir defteri’nde yer vermedik.

 

-Kitabınızın başında “yol arkadaşlarımıza…” diye bir ithaf var. 80 Sonrası’ndan günümüze şiirdeki evrimin sonuçlarının yanı sıra kendi şiir beğeninizin de söz konusu olduğu bir dönemi işaret ediyorsunuz. Şiir Defteri’ne bakarak bugünkü şairin yazdığı şiirden kısaca bahseder misiniz?

 

            Şeref Bilsel:Bir tarafta çoğaltılan bir şiir var; içinde kan ve hayat olmayan, damarları kesik, rüyalarına kuşlar konmayan…Diğer tarafta buluşlarla, yeni imajlarla yüklü bir şiir var. Yarına inananların yazdıkları kalıcı özellikler taşımaktadır. Yarına İnanmak demişken burada sözü Suut Kemal Yetkin’e (otuz beş yıl önce yazdığı bir denemesine) bırakalım: “günü gününe yaşamak, yeni yetişen sanatçılarda kısa yoldan üne ulaşmak kaygısını uyandırmıştır. Bütün dünyada yaygın olan bu davranış edebiyat yoluyla bize da sıçradı ve batı dünyasının bu yoldaki sanatçılarını imrendirecek bir şiddetle kendini gösterdi. Hem günü gününe yaşayıp eser vermek hem de kısa yoldan üne ulaşmak için araçlar da bulundu. Yenilik adına ne mümkünse yapmak, okuyucuyu sürekli şaşkınlıklar içinde bırakmak. Fırsat düştükçe yermek, gerekirse bunun için fırsat yaratmak. Yerleşmiş sanatçıları kötülemek, bu uğurda elden geleni esirgememek. Yazdığı her şeyi yayınlamak, elde ne varsa ortaya koyma.” Zannediyorum bugünümüzü yeterince açıklıyor bu görüşler…Demek ki edebiyatın tartışılan sorunları teklif edilen durumları değişmiyor; şairlerin nerelerde oturup kalktıkları, nerelerde kim için bekleyip dövüştükleri değişiyor; bir de şair adları…

 

           

-‘Şiir Defteri’nde: “Yılda belirli bir satış rakamına ulaşan yayınevlerine şiir kitabı basma zorunluluğu getirilsin.” diye bir öneriniz de var. Bir de, edebiyat dergilerinin içinde bulunduğu maddi ve manevi sorunlarının çözümüne ilişkin neler yapılabilir? Bunları biraz açar mısınız?

 

            Cenk Gündoğdu:‘Genç’ şairin kitaplı olma halini az evvel anlatmaya çalıştım. Tabii bu sorun şiirden öte şairin sorunu. Çünkü kendi yersiz yurtsuzluğuyla hükmünü sürdürüyor şiir. Şair, haklı olarak ürünlerinin bir kitap halinde okuruyla buluşmasını istiyor. Yayınevleri kitapla salt tecimsel bir ilişki kurdukları için şiir kitaplarını yayımlamaya pek de sıcak bakmıyorlar. Öyle ki çok az yayınevi şiir kitabı yayımlıyor. Dağıtımcı, şiir kitabını dolaşıma sokma taraftarı değil: “Okur yok, hamallık yapmak, gereksiz gel-git yaşamak istemiyoruz,…”

            Dolaşıma giren az sayıdaki şiir kitabı, kitabevinin rafında değil de merdiven altında, sundurmada, depoda ya da hep aranan ama bulunamayan bir yerlerde olur. Bugün kitapçının rafında bir şiir kitabı varsa inanın o tamamen ısrarcı okurun çabalarıyla olmuştur. Tekrar tekrar yaşadığım, bizzat eylemin öznesi olduğum için bu kadar emin konuşabiliyorum…

            Şimdi biz ‘Şiir Defteri’nde şöyle bir şey yazdık; “Kültür Bakanlığına açık teklifimiz olsun: Yılda belirli bir satış rakamına ulaşan yayınevine şiir kitabı basma zorunluluğu getirilsin! Bu; satış rakamı olabilir, vergi tutarı ya da Bakanlığın/Yayıncılar Birliğinin belirleyeceği herhangi bir ölçü olabilir….”

            İnanın şiirin tüm kıran, yıkan, yakan, sorgulayan anarşist özbenliğine rağmen bu teklife ihtiyaç var. Lütfen atlamayalım. Şiir insanlığın tarihidir, kültürüdür. Ki bizim gibi köklü şiir geleneğinden gelen toplumların hak etmediği bir ortamdır bugün yaşanan.

            Edebiyat dergilerine gelince o iş başlı başına bir özveri kurumu. Dergilerin % 90’ı kendi imkanlarıyla, editörün geliriyle soluk alıyor. % 10 ise bildiğimiz gibi kurum, vakıf, dernek dergileri. İyi bir dağıtım ağına maalesef sahip değiliz. Dağıtımcımız olsa da ne çare dergileri kitabevleri de almak istemiyor. Biz öksüz çocukların babaları gibi evlatlarımızı yağmurla büyütmeye çalışıyoruz.

            Türkiye’nin her ilçesinde kütüphane var. Sanırım her 10 köye bilemediniz 15’ine bir okul düşüyor. Okullar için Mili Eğitim Bakanlığı edebiyat dergileri alsa. Kültür Bakanlığı da kütüphaneler için aynı işlemi yapsa ve edebiyat dergileriyle raflar donansa… Böylelikle dergilerin uzun soluklu olmalarına katkıları olur. Bu güzel çocuklar, yaşadıkları yere belki de bir daha asla gelemeyecek bir dergiyle tanışmış olur. Bir Yaşar Kemal nasıl ve nereden hangi koşulların içinden geldi, lütfen bir düşünün! Aksi halde bir ayağımız ham çarıkta bir ayağımız uzayda yürüyeceğiz. Bingöl’den, Diyarbakır Lice’den, Akçaabat’tan, Ünye’den dergilerimize ürünler gelse daha bir mutlu olmaz mıyız? Bana kalırsa olmayacak şeyler değil konuştuklarımız. Umarız dergilerin genç editörleri olan bizler sıkıntılarla gençliğimizi bitirmeden bu değişimi ve meyvelerini görürüz.

 

-Yıl içinde, dergilerde yer almış bir şiirin yıllık, seçki, antoloji ve daha başka adlar altında yeni bir kitapla (meta olarak) yeniden sunulması şiiri kültür endüstrisinin hizmetine sokmuş olmuyor mu?

 

            Şeref Bilsel :Yılda 5-10 derginin 40-50 şiir kitabının piyasada göründüğü ülkeler için bu söylediklerinin karşılığı olabilir. Meta, satışa dönük ticari bir kavramdır… Metanın ruhuyla kendini değiştiren, yılda 1000( yazıyla bin) şairin kitabının basımını karşılayabilecek ticari girişimlerin , ortalamanın altında bir kitaba vakfedildiği düşünülünce söylediğiniz durum anlaşılır bir karşılık buluyor. Birkaç sayı çıkan sonra kaybolan dergilerde kalmasına razı olamadığımız şiirler vardı. Yıllar sonra bu döneme bakıldığı zaman bu isimlerin nerelerden geçip geldiğini belgeleyecek bir çalışmanın amacı kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten… Biz Cenk Gündoğdu’yla beraber, şiir ortamının büyük çoğunluğu tarafından adı bilinmeyen onlarca isimden çok güzel şiirler okuduk; bir farkında olma hali yaratmak amacımızı bu şekilde dillendirmiş olduk. İnsanların özel müzeler açtığı bir dönem yaşanıyor; kapitalizm o derece köşeye sıkıştırmış durumda sermayedarların ruhunu. Adeta parayla tarih yazılacağına, geçmişin değiştirileceğine muktedir görenler var kendilerini. Biz bugünü değiştirebilirsek geçmişi ve geleceği değiştirebiliriz.. Bugün var diye geçmiş ve gelecek var… Edebiyat içinde bu durum geçerlidir…

 

-Şiir Defteri’ne okurlardan gelen olumlu ya da olumsuz tepkiler neler oldu?

 

            Cenk Gündoğdu:Şiir Defteri, gerek kolektif bir anlayışla gerek içeriğiyle gerekse de nesnelliği zorlayan yanıyla Modern Türk Edebiyatında bir ilki oluşturduğunu düşünüyoruz. Özellikle yöntemimiz için birçok olumlu mail, telefon aldım. ‘Kitapsız’ arkadaşlar, ilk kitabını 2004 yılında yayımlayan arkadaşların kitaplarına dair inceleme yazısını çok beğendiklerini söylediler. Bizlerin kendi şiirlerimizi almamıza kimi arkadaşlarımız olumsuz yaklaşırken birçoğu ise şaşkınlıkla ve sevinçle karşıladıklarını söylediler. Dergi editörü arkadaşlar; “bugüne kadar emek verdik cebimizden paramızla edebiyata bir şey yapmaya çabaladık, dergimizin ne yaptığını, nerede varolmaya çabaladığını, adreslerimize kadar düşünerek şiir defter’inde görünce çok mutlu olduk. Dergimizden şiir almasanız da çabalarımızın boşa olmadığını anladık….”a benzer şeklinde düşüncelerini ifade ettiler.

            Burada isimlerini anmadan geçemeyeceğimiz:Yusuf Çotuksöken, Tahir Abacı, Sezai Sarıoğlu, Salih Bolat, Orhan Alkaya, Haydar Ergülen, Ayten Mutlu, Müslim Çelik, Oğuz Özdem, Serdar Koçak, Altay Öktem, küçük İskender ve Baki Ayhan T.’ye ilgi, özveri, samimiyet, sıcaklık ve paylaşımlarından ötürü tekrar teşekkür ederiz.

 

-Eleştirmen de olunsa, yıllık diye hazırlanan çalışmalarda seçilen şiirlerle ilgili bir değerlendirmenin yapılmaması, bu çalışmalarla ilgili polemikleri hep gündemde tutmuştur. Bu konuda sizin çalışmanız nelere cevap verdi?

 

            Şeref Bilsel:Her şiir kendi eleştirisini okura/eleştirmene dokununca kendi içinde ortaya koyar…Kendini savunmaya ihtiyaç duyan herhangi bir edebi metnin niteliğinde bir sorun var demektir. Biz, Şiir Defteri’ni oluşturmaya karar verdiğimizde herkesin üzerinde ortaklaşacağı, genel geçer bir şekilde olumlu izlenimlerin paylaşılacağı bir yapıtın ortaya çıkmayacağını, bunun mümkün olmadığını zaten biliyorduk… Böyle bir durum edebiyatın ruhuna aykırıdır zaten. Seçici kurulda yer alan dostlar, tavırlarını ortaya koyan birer yazıyla kısmen de olsa bu polemiklerin önüne geçecek bir adım atmış oldular. Bu çalışmanın kapsamında olmasını istediğimiz onlarca isim vardı…Neticede hangi yöntem ve teknik kullanılırsa kullanılsın edebiyat sahasında yapılan bütün çalışmalar bir yönüyle öznelliğe yaslanmak durumundadır; fakat bir ev planı ya da masa söz konusu olsaydı işin içerisine “yarar” kullanılışlık gibi kavramlar gireceği için bir genel kanaatten bahsedilebilirdi. Şiir Defteri’nin nelere cevap verip vermediğini bilemiyoruz; ama yanlış verilmiş cevapların önünde bir soru gibi durabilecekse o da yeter.

 

 

 -‘3 Darbe 1 Kitap’ adlı antoloji ve buna benzer yeni çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?

 

            Cenk Gündoğdu:3DARBE 1 KİTAP Şeref Bilsel’le birlikte hazırlamaya başladığımız özgün bir ‘antoloji’. Kısa süreye kadar yaklaşık onlu yıllarda hayatımızı bir bıçak gibi kesen ve yapıştıran darbelerle bugüne gelecek kitap(!) Dönemin sosyolojik yapısıyla örtüşen şiirler, o dönemin edebi ortamını sosyolojik yapıdan koparmadan inceleyen bir edebiyat tarihi olarak da okunabilecek bir çalışma.

            Her dönem için seçtiğimiz danışmanların eşliğinde; bir sosyologla, bir editörle, bir eleştirmenle dönemi, merkeze aldıkları kendi uzmanlık alanlarından açıklayacaklar.

            Bizler de o dönemde varolan şairlerin dönemi yansıtan şiirlerini seçerek geniş omurgalı çalışmayı kısa sürede okurla buluşturmak istiyoruz. Amacımız şiirleri seçerek alışılmış bir antolojinin kapağına adımızı yazmak pek tabii ki değil(!) Özellikle 1980’dan bugüne şiir çok değişti, tek istikamette ilerleyen şiir, yatay, dikey ve farklı açılarda kendi yerini oluşturdu uzamda. Bu değişimi kapsayan özgün bir çalışma yok. Şiir Defteri hazırlığını sürdürdüğümüz bu çalışmanın ilk ayağını oluşturuyor.

            Evet bir de benim hazırlığını sürdürdüğüm ‘Tanzimat’tan Günümüze Şiir Manifestoları’ var. Modernizm süreciyle birlikte şiirimizde yayımlanmaya başlayan manifestoları, şiir örnekleriyle birlikte okura sunmaya çalışıyorum. Bugün yaşayan ve manifestoya imza koyan şairlerle zamanımızdan geçmişe bakarak, sorgulayıcı bir tutumla, dönem özeti de diyebileceğimiz çalışmada birer söyleşi de yer alacak. Kısa süre içinde okurla buluşmasını umut ettiğim bir çalışma. Tüm bunları bitirince de bir şiir kitabı görünüyor. Ki kendisi çekmecede soluk almaktan sıkıldı sanırım…

 

-Sevgili Şeref, Edebiyat öğretmeni olduğun için bunu sana sormak istiyorum: Müfredat programlarının ve Edebiyat Öğretmenlerinin bugünkü şiire bakışını değerlendirir misin?

 

            Şeref Bilsel:Edebiyat öğretmenleri maalesef bugünkü şiiri izlemiyor; yani dergileri, yeni çıkan kitapları …Şiirin karşısında belli sorularla anlam arayarak durmaya koşullanmışlar. En genç edebiyat lise 3 kitabında yer alıyor. Ve bu kitapta, yaşayan şairler arasında sadece Dağlarca ( ki geçen yıla ait Türk Edebiyatı Tarihi kitabında Dağlarca’nın 2003’te öldüğü yazılıydı! Hazırlayıcılar yeni baskıdan kaçındıkları için bir kehanette bulunmuş olmalılar!) ve Attilâ İlhan var.Edebiyat zevki gelişmemiş öğretmenlerin ellerindeki bu kitaplar ve metinler değişince öğretmenler de değişmek zorunda kalacak…Öyle sabit her şey. Edebiyat öğretmenliği gramer bilmekle eş tutuluyor; edebiyat, rüyâların vücudundan seslenebileceği bir iklimi yoklamaktır belki de. Hiç eğitim germemiş olan bütün şiirini duymak üzerine kurmuş nice halk şairimiz var… İzzetî mahlasıyla yazan Ali İzzet Özkan bir koşmasında şöyle sesleniyor:

“Uğradığım pınar baştan kuruyor/ Keder lamba yakmış beni arıyor”

 

 (Cumhuriyet Kitap,825/ 8 Aralık 2005)

 

(*)Şiir Defteri, Şeref Bilsel-Cenk Gündoğdu, Toroslu Kitaplığı, 2005

 
   

Bir Önceki Sayfaya Geri Dön                Ana Sayfaya Geri Dön